ŞEYHİ HACI MUHAMMED BABA-İ KÜRKİ (KS) İLE TANIŞMASI

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri, gecelerden birinde rüya aleminde kendini Malatya’da bulunan Beydağ’ında görür. Yüksek rütbeli hocalar toplanmışlar günün olayları hakkında görüşmeler yapıyorlarmış. Namaz kıldıran kişi en yüksek rütbeli olup uzun külahlı birisi imiş. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri rüyasını Malatya Meşayıhından Söğütlü Camii imamı Mehmet Efendi’ye anlatır, o muhterem zatta; 

– Yakın zamanda yüksek rütbeli bir zat gelecek, ondan feyz alacaksın diye rüyayı tabir eder. 

Onbeş gün geçmeden Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri Malatya’nın Söğütlü camiinde öğle namazı kılarken ön saflarda uzun taçlı ve şeyh kıyafetli bir zat görür. İçinde o zata karşı bir sevgi başlar ve namazdan sonra evine davet eder. Hacı Muhammed Baba’nın daha önceden müridi olan Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin dayızadesi ve Malatya’nın ileri gelen zenginlerinden, alim ve müderris Hacı Hüseyin Efendi de beraber olmak üzere Hacı Muhammed Baba ile birlikte Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin evine gelirler. Akşam namazı olunca Şeyh Hazretleri Hacı Hüseyin Efendi’ye: 

– Geç namazı kıldır der. Birinci rekatta Hacı Muhammed Baba’nın bir sallanmasıyla Hacı Hüseyin Efendi anında meczup olur. Bu emr-i hal nedir bilinmez! Bilahare Hacı Hüseyin Efendi, Ankara-Haymana-Yunan harbine manen memur edilir. Ceseden de gider. Hacı Muhammed Baba demiştir ki: 

– Benim gitmekliğim icap ediyordu. Malatya’ya gelince Emr-İlâhi değişti ve Hacı Hüseyin Efendi vazifelendirildi. 

Hacı Hüseyin Efendi, Haymana harbinden sonra bir daha Malatya’ya dönmez. Kastamonu’daki Kâdirî Dergâhına, diğer adıyla Yılanlı Dergâhına yerleşir ve ömrünün sonuna kadar da orada ikamet eder. Halen orada metfundur. Namaz sonunda Hacı Hüseyin Efendi’ye izin verilir ve Hacı Muhammed Baba’yla uzun sohbetler başlar. Konuşma esnasında sık sık Muhammed Baba: 

– Gel benden ders al, imâsında bulunur. Bu arada Malatya’dan Medine-i Münevvere’ye manevi bir muhabere hattı kurulur. Bazı emirler Medine’den Malatya’ya Şeyh Hazretlerine ulaşır. Nihayet gece yarısı, Şeyh Hazretlerinin her gece kıldığı tesbih namazını beraber kılıp namaz sonunda Şeyh Hazretleri der ki: 

– Bende oniki tarikten mezunum. Hangisinden arzu ediyorsan ondan ders vereceğim. Bunun üzerine Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri der ki: 

– Benim dersim var, bana himmet eyleyin yeter diyerek almamakta diretir. Şeyh hazretleri ise ısrarla ders vermeye çalışır ve der ki: 

– Mahalle mektebinden müderris yetişmez, müderristen okumalıdır, diye işaretler verir fakat Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri yine yok der. Bunun üzerine Hacı Muhammed Baba der ki: 

– Tebük’te arabın elini havada tutan kimdi? Başına şapka giydiğin için sana bu fakirden başka kimse sahip çıkmadı. Bunlar sana yetmez mi? 

O zaman Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri anladı ki, muhaberenin kurulması ve Şeyh’in haber vermesi kesin emirdir. 

– Efendim nasıl olsa ders vereceksiniz, hangi tarikten arzu ederseniz ondan verin. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri, Şeyh Hazretleri’nin ısrarı üzerine: 

– Ben Seyyid Abdulkadir Geylani’nin takip ettiği yolu seviyorum O’nun tarikinden verin, der. Bunun üzerine Muhammed Baba: 

– Ben bu memlekete O’nun emri ile, yalnız senin için geldim, deyip Turuk-ı Kâdiriyye-i Alliyye’den ders tarif eder. Böylelikle yeni yoluna tam bir teslimiyetle bağlanır. Bundan sonra da Şeyh’inin emrinde, Hakk rızasını bulmak için kendini vakfeder. 

Günlerden bir gün Hazreti Şeyh’in emriyle Diyarbakır yakınlarında bulunan ve Hz. İsa’nın havârileri ile gizlendiği mağaraya, çile çıkarmak üzere yola çıkarlar ve bir süre sonra o mağarayı bulup yerleşirler. Şeyh Hazretleri kırk gün çile çıkarır. Mağaradan ayrıldıktan sonra Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri Malatya’ya, Şeyh Hazretleri de Diyarbakır’a döner. 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri bir ay sonra manevi bir çağrıya uyarak Şeyhini ziyaret için Diyarbakır’a gider. Orada şeyhi tarafından imtihana tabi tutulur. Daha sonra birlikte Elazığ’da ziyaretlerde bulunurlar… Bir gün yine Şeyh Hazretlerini ziyaretinde, Şeyh Hazretleri Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin üzerindeki yeni pantolonu bıçakla keser. Ayağında bulunan şalvarı, başında bulunan üç şerefeli tâcı ve sırtındaki hırkayı Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerine giydirerek der ki: 

– Yatar iken bile çıkarmak yoktur, diye kesin emir verir. 

Malatya Meşayıhından birileri Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri ile uğraşmaya başlamışlarsa da kendi saflarına çekmeye muvaffak olamazlar. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri hem maddi ve hem de manevî çalışmalarına devam ederken bir taraftan da Elazığ’a gitmeyi ihmal etmez. Bir süre sonra manevi olarak Şeyhi tarafından Malatya Valiliğine tayin edilir. Şeyh Hazretleri bir gün: 

– Şimdiye kadar seni ben korudum. Bu defa da Koca vaiz korusun. Neslinizden yetmiş evliya geçti, muvaffak ol da sen de yetmiş birinci ol. Senin hasebin Hz. Resûlallah’a ulaşmaktadır, der. 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri rüyâ aleminde sürekli Hz. Fatma Validemizi görmeye başlar. Bir defasında Fatma Validemiz elinden tutup karşısına alarak: 

– Gözlerin Âl-i Resule benziyor der. Sonra Hz. Ali efendimize dönerek: 

– Öyle değil mi Ya Ali, diye sordu. O da: 

– Evet Ya Fatma, diye cevaplar. Sonra da Hz. Ali (kv) Efendimiz Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerine dönüp der ki: 

– Evlat gözlerin bize benzer. Benim gözüm senin olsun, senin gözün de benim olsun. Böyle dedikten sonra gözünün birini yerinden çıkarıp Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri’nin gözüne, Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin gözünü de kendi gözünün yerine takar. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri, bu halin gerçekliğini elbisesine dökülen kan lekelerinden anlar… 

Bir gün Şeyhini ziyaretinde, Şeyh Hazretleri 33’lü koka tesbihini vererek der ki: 

– Bunu sana vermeme imkan yoktur, ama ver diyorlar ben de veriyorum. Al, kaybetme. Kaybedersen vücudun arızalanır. 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri adap ile alır ve kendisinde değişimler başlar. Manevi hal iyice belirmeye başlar ve halden hale geçer. Şeyhi ile dört beş sene Kutbu’l-Aktab’lık vazifesi ifa eyler. Ziyaretlerinde birçok dünyevî ve uhrevî hususlar görüşülür. Bir gün Şeyhinin manevi çağrısına kulak verip ziyaretine gittiklerinde ise, Şeyh Hazretleri ağır hastadır. Sana vasiyetim var beni dinle der: 

Evlad – Ümmet-i Muhammed için canını feda edeceksin. Onlara daima tavsiyede bulunacaksın. Kelime-i Tevhid’in yolundan asla ayrılmayıp, bu nurlu yolumuzu devam ettireceksin der. 

Evlad! – Bundan böyle sana on iki tarikten icazet veriyorum. Senin zamanında önemli bir harp olmaz. Senden sonra alem, başka bir alem olur. Ben-i esfel kabilesi seninle çok uğraşır fakat muvaffak olamazlar. 

Evlad! – Sırra çekil. Onların şerrine uğrama. Cenab-ı Hakk seni bütün zulümlerden muhafaza eyleye. Amin. Senin vasıtanla bu tarik neşvü nemâ bulur. İleride çok halifen olur. Hazret-i Allah (cc) onları da feyziyab eyleye. Amin. Pirler ve mürşidler yardımcın olsun. Amin. 

Kısa bir süre sonra da vefat eder. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri acı haberi duyunca Elazığ’ın Köğenk köyüne gelir ve şeyhinin mezarını yapar. Emanet olarak bıraktığı Hacı Ömer Hüdai Baba’dan kalan asâyı, bir adet Kâdir’i tacını, tarikat icazetnamesini ve Üzeyr (as)’ın hediye ettiği dokuma seccadeyi alıp Malatya’ya döner. 

Uzun zaman halkı irşada devam eder. Meşhur Menemen hadiselerinden doğan olayların tesiri Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerine de sıçrar. İlk önce kaydolduğu Gümüşhanevi dergahından ismi çıkartılır, bulunduğu yerde yakalanıp idam edilmesi istenir. Bu hususun icrası için Malatya’ya tayin olunan Vali, Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerini dairesinden yanına çağırarak, kendisine hakkında olan evrakı gösterir ve tevkif edip sakalını kesmesini söyler. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri kabul etmeyince, valinin (istemeyerek de olsa) polise işaretiyle gelen berber sakalını keser. İdamı yerine sakalının kesilmesiyle sonuçlanan bu olayda vali başarısız bulunarak vazifesine son verilir, sakalını kesen adamın da bu olaydan sonra kolu kurumuştur… 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerine insan üstü sıkıntılar görmüş, bunlara rağmen bir an da olsa ders vermekten, halka-ı zikir kurmaktan geri kalmamıştır. Bu arada refikası Bedriye hanımı da kaybetmiştir. Malından ve canından fedakarlık yapmış fakat konu İslam olunca, en ufak da olsa hiç bir müsâmahada bulunmamıştır. 

Kendisinin değişik birçok illeri ziyaretlerinde, tabî olan müridlerinin de sayısı gün geçtikçe artmıştır. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri sayesinde Malatya’da da nice kimseler bu nurlu yolda mevcut olup velilik mertebesine erenler, nekip ve zakirler meydana gelmiştir. Ankara’da Tarik-ı Kadiriyye’nin neşri için gönderilen Salih bazı kişilerin gayretleriyle müridlerinin sayısı artar ve sık sık ihvanlar tarafından Ankara’ya davet edilir. Sonunda Ankara’ya yerleşmeye karar verilir. Ankara ve çevresinde her geçen gün mürid adedi çoğalmaya başlar. Hazret-i Üstad’ın istediği şekilde İlm-i ledün gayreti ilerlemekteydi. Mümtaz simalar meydana geliyordu.. 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri, 1963 yılında Hac vazifesini yerine getirmek için Suudi Arabistan’a gitti. Bu münasebetle, çeşitli vilayetlerden Evlad-ı Resulün altın zincirine yeni yeni ihvanlar dahil olmuştur. 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri kalp rahatsızlığı dolayısıyla İstanbul’u ziyarete başlar. Yine bir İstanbul dönüşünde, bu şehre gönül verdiğini şöyle imâ eder: – İstanbul’da beş yüz meşayıh mevcut. Fakat irşâda kâfi gelmiyor, daha lazım. 

Doktoru da “-Size yumuşak iklim lazım” tavsiyelerinde bulunmuşlardır. Bir süre sonra manevi bir emirle İstanbul’a yerleşilir (1965). İstanbul’da altın zincir olan Evladı-ı Resûl halkasına yeni yeni simalar katılmaya başlar. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin sayılamayacak kadar keşif ve kerametleri vardır. Hiç birini kendine mâl etmezlerdi. Herhangi bir durum kendi vasıtasıyla olduğunda Şeyhine havale ederdi. Yaptığı bütün muamele keramet idi, ama gizlemesini bilirdi ve şöyle derdi: 

– Emrolunduğum gibi icra ederim. Her şeyi yapan Hazreti Allah (cc)’dır. 

1978 yılının Haziran ayında 33 günlük bir seyahat olur. Bu seyahat esnasında 84 yaşında idi. Çankırı ve havalisinden başlanarak Polatlı, Samsun, Ayancık, Perşembe, Trabzon, Erzincan, Elazığ, Ergani, Diyarbakır ve Urfa’ya uğranılır. Eyyüb Aleyhisselâm’ın mağarası ziyaret edildikten sonra Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin yeniden abdest almasına bir müridi yardım ederken birden Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin sağ elini meşrıkta, sol elini de mağripte görür ve durumu olduğu gibi arz eder. Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretleri: 

– Sen bu hali senelerdir görüyordun fakat anlayamıyordun. Senin çiçek olarak gördüğün halin aslı budur. Şeyhim Muhammed Baba bana: 

“- Hayri! Ben şeyhime çok hizmet ettim. Sen ise bir fazla yaptın. Bir elin şarkta, bir elin garpta olsun” diye dua etti. Cenab-ı Hakk efendimin duasını kabul etti. Benim bir elim meşrıkta, bir elim mağriptedir. Cenab-ı Hakk on yılı aşkın bir zamandır bu hâli sana rumuzlu olarak gösteriyordu. Bu gün ise açıktan anlattı… 

Malatya ihvanlarından bir zat şöyle anlatır: 

– Ben hiç bir tarika intisaplı değildim. Hükümet yasaklanan tarikatlar dolayısıyla beni hapsetti. Uzun süre de sürgünde kaldım. Bir gün Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerinin zikrullahında bulunuyordum. Hapis ve sürgünden yeni geldiğimden dolayı zikrullahta bulunmanın korkusunu da düşünüyordum. O anda şöyle bir zuhurat oldu: 

“-Gördüm ki, zikir yapılan evin bir köşesinde Hz. İmam Ali(ra) yalınkılıç duruyor, ikinci köşesinde yine aynı şekilde Hz. Fatımatü’z-Zehra Validemiz, üçüncü köşesinde Hz. İmam Hasan, dördüncü köşesinde de Hz. İmam Hüseyin (radiyallahü Anhüm) bulunuyorlar. Bunların zikrullah meclisini koruduğunu görünce korku benden gitti”… 

Zikrin nasıl yapılması hakkındaki bir soruya şöyle cevap verdiler. 

– Zikrullahta Darbeli olarak şiddet göstermek doğru değildir. Esma-i İlahi’nin sıhhatini bozmak harama kadar gider. 

– Sağdan sola hafif sallanarak, içten gelen aşk ile Rabbimizi zikretmek, ibadetlerin en efdalidir. (İhtiyar ve rahatsız olanları ayağa kaldırmamak daha güzel olur). 

– Seslere gelince, huzuru temin için hep bir ağızdan yapmak, zikir başının sesini geçmemek ve sesi çok yükseltmemek kaydıyla temin edilir. Böylesi zikre melekler iştirak ederler. Kişinin ibadetine, meleklerin iştirak etmesi makbul ibadetlerdendir. 

Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırruh Hazretlerine sordular: 

– Aşka gelerek sayha etmek doğru mudur? Cevaben şu hadis-i şerifi okuyarak buyurdular ki: 

“-Hakiki bir cezbe, dünya içindekilerin ibadetinden daha hayırlıdır.” Cezbe kendiliğinden gelen bir hal değildir. Yüce Allah (cc)’ün sıfat tecellisinden, Rasûllalah’ın şefaatından, meleklerin aşka gelen kişiye dokunmasından ve Evliyaullah’ın ilim nazarından meydana gelmektedir.