Kendisi hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Irak velilerindedir. Zencer Aşiretine mensup olması sebebiyle Zencerî denilmektedir. Şeyh Abdurrahman’il Haseni Kaddesallahu Sırruh hazretleri tarafından irşad edilmiştir. Ve silsile-i aliyyenin altın halkasında yer almıştır. Allah Celle Celaluhü hazretleri himmet ve şefaatlerinden ayırmasın. ÂMİN
Kategori: Genel
EŞ-ŞEYH ABDURRAHMAN-İL HASENİ KADDESALLAHU SIRRUH
Eş Şeyh Abdurrahman’il Haseni Kaddesallahu Sırruh hazretleri 1360 yıllında dünyaya teşrif etmiş ve 1430 yıllında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Doğumu ve vefatı hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz.
Seyr-u sülûkunu Şeyh Nûreddin-i Şâmi Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin hizmetinde bulunmak suretiyle tamamlamıştır. Suriye civarında insanları aydınlatan manevi bir ışık olmuştur. İlahi Feyzin harıl harıl aktığı sohbetlerinde pek çok kişi Allah Celle Celaluhü hazretlerine vasıl olmuştur. Allah Celle Celaluhü hazretleri himmet ve şefaatlerinden ayırmasın.
EŞ-ŞEYH NUREDDİN-İ ŞAMİ KADDESALLAHU SIRRUH
Evliyanın büyüklerindendir. Şam şehrinde yaşamış ve Meşayıh-ı Kadiriye’nin önde gelen Mürşid-i Kamillerinden olarak tanınmıştır.
Nureddin Şamî Kaddesallahu Sırruh hazretleri 1320 yılında Şam’da dünyaya gelmiştir Tam bir sıdk ve gayretle tasavvuf yolunda çalışarak, Mürşidi Yahya el-Basri Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin hizmetinde kısa sürede seyr-i sülukunu tamamlamıştır. 1390 yılında yine Şam’da vefat etmiştir. Allah Celle Celaluhü hazretleri Şefaatlerinden ayırmasın. ÂMİN!
ES-SEYH YAHYA EL-BASRÎ KADDESALLAHU SIRRUH
Evliyanın büyüklerinden Es-Seyh Yahya El-Basrî Kaddesallahu Sırruh hazretleri doğumu ve vefatı hakkında bir bilgiye sahip olmamakla birlikte 1300 lü yılların sonları itibariyle dünyaya teşrif ettikleri ve 1400’lü yılların başlarında da vefat ettikleri tahmin edilmektedir.
Tarikatı Aliye’yi Eş Şeyh Es Seyyid Osman-ül Geylani Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin hizmetinde tamamlamıştır. Kadiri tarikatı içerisinde önemli bir yer edinmiştir.
Basra şehrinde yaşamıştır. Yaşamı boyunca hiç şüphesiz ahlak-ı Muhammediyye ile süslenmiş bir zat-ı şeriftir. Sohbetleri ile, ahlak-ı hamide ile dopdolu yaşayışı ile nice gönülleri hayata döndürmüş, pek çok Hak talibini Allah Celle Celaluhü hazretlerine ulaşma yolunda neşelendirmiştir. Allah Celle Celaluhü hazretleri şefaatinden ayırmasın. AMİN!
ES-SEYH ES-SEYYİD OSMÂN’ÜL-GEYLÂNÎ KADDESALLAHU SIRRUH
Evliyanın büyüklerinden olan Es-Seyh Es-Seyyid Osmân’ül-Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretleri Şeyh Abdulkadir Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin torunlarındandır. Seyr-u süluku Şeyh Abdurrrezzak Hazretlerinden almıştır. Ne zaman dünya ya teşrif ettikleri ve ne zaman vefat ettikleri hakkında kesin bir bilgi yoktur. Şunda hiç şüphe yokki soyunun vermiş olduğu asaletle insanları hakyola davet ve irşad vazifesi içinde bir ömür sürdürmüş ve Allah Celle Celaluhü hazretlerinin rızasına Muaffak olmaya çalışmıştır. Pek çok kimsenin Allah Celle Celaluhü hazretlerine ulaşmasına sebep olmuştur. Tarikat-ı âliye-i Kadiriye’nin şanı yüce Kutuplarından biridir.
EŞ ŞEYH ES SEYYİD ABDÜRREZZAK GEYLÂNÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN HAYATI
Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretleri, Gavsülazam Muhyiddin Seyyid Abdûlkâdir Geylânî ’Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin oğlu olup Hicri 528 Zi’1-ka’de’de (Temmuz-Ağustos 1134) dünya alemine ziynet verdi. İsmi Tâceddîn Ebû Bekr Abdürrezzâk Geylânî’dır
Küçük yaştan itibaren mübarek babalarının manevi terbiyesi altında ve rahle-i tedrisatında maddi ve manevi ilimleri tahsil ile kemale erişmiş, Şah Abdûlkâdir Geylânî ’Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin yolu, ekseriyetle O’nun ve O’nun mübarek soyundan gelen Seyyid Şerifler vasıtası ile yeryüzünde yayılmış, nice münkirlerin iman ile şereflenmesine vesile olmuş, İslam âleminin her tarafında Hak âşıklarını, deryayı ehadiyyetten kana kana içirmiş, mübarek cedleri Kâinatın Efendisi Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimize yakınlık ve muhabbet ufuklarında, velayet semasının cihanı aydınlatan güneşleri yapmıştır.
Seyyid Abdürrezzak Geylânî ’Kaddesallahu Sırruh hazretleri, mübarek babalarına çok yakındı. Şah Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinden pek çok rivayetlerde bulunmuş, O’nun hayatında geçen pek çok olayı nakletmiştir. O’nun vaazlarını kendi el yazısı ile kitap haline getirmiştir. Babasının son hac seferinde hac kafilesini idare etmiştir.
Bağdat’ın doğusunda bulunan ‘Hilbe’ şehrine nispetle kendilerine ‘Hilebi’ denmiştir.
Tarihçiler, O’nun, Çok doğru, son derece güvenilir, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Hadis-i Şeriflerini son derece iyi kavrayan ve Hadis bilgisi dorukta olan bir Muhaddis, Hanbeli mezhebinde fetva veren kudretli bir fıkıh alimi, Kur’an-ı Kerimin lafzını ve yüce anlamını cem eden kurra bir hafız, kendini Hakk’a kulluğa adamış zühd, vera ve takva sahibi bir zat-ı ali kadir olduğunda sözbirliği etmişlerdir.
Pek güzel bir el yazısına malikti. Hadis rivayet etmeyi ve talebelerini çok seven Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretleri, Başta Hadis ilmi olmak üzere çeşitli ilim dallarında ders okutmuş, pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Bunlar Şemseddin, Abdurrahman, Kemal Abdurrahim, Ahmet bin eşŞeyban, İsmail el Askalani, İshak bin Ahmet, Ali bin Ali hatib’dir.
Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinden icazet alan âlimlerdendir. Ayrıca Eddenisi, İbnünneccar, Eddıya, Ennecib, Abdüllatif, Ettaki el Beldani Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinden rivayet eden âlimlerdendir.
Vera, Zühd ü Takva, şahsiyet ve izzeti nefis sahibi bir Hak Dostu olan Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretleri, son derece cömert idi. Cumalar hariç, ibadet için evine kapanırdı. Hayâ ve edebi son derece yüksekti. Her anı, Cenabı zülcelâl vel kemal hazretlerinin murakabesi ile geçen, her yönüyle Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Ahlakı ile ahlaklanmış, fakru zarurete gayet mütehammil, zahid, abid, kanaat ve iffet sahibi, Selefin yolundan giden şerifül menzile yüce bir veli idi.
O’nun mübarek sohbetlerinde pek çok veli yetişmiştir. Bu zat-ı şerifler Şah Abdûlkâdir Geylânî ’nin manevi iklimini dünyanın her tarafına taşıyan veliler kervanına rehberlik eden güzide şahsiyetlerdir.
Seyyid Ebu Salih Nasr Geylânî, Seyyid Abdullah el-Hüseyni, Seyyid Osman Geylânî, Seyyid Abdürrezzak Geylânî ’den icazet alan büyük velilerden bazılarıdır.
Seyyid Abdürrezzak Geylânî (ks), İslam Tarihinde , ‘Ebu Bekir’, ‘Sıracül Irak’, ‘Cemalül eimme’, ‘Fahrül Huffaz’, ‘Şerefül alam’,’Kıdvetül Evliya’ ,‘Cemalül Irak’, ‘Es sufi’, ‘Tacüddin’, ‘Şeyhul Kıdve’, El Hafız’, gibi isimlerle anılmıştır.
Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri, Reşadet ve kudret-i kerametle temeyyüz etmiştir. Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri, ‘Cemalül Irak ‘ lakabı ile mahzar-ı tebcil-i ehl-i tariktir.
Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri, Gavsül Azam, Muhyissünneti veddin, Gavsü rabbil alemiyn,Gavsüssekaleyn, Gavsüssemedani, Kutburrabbani, Mahbubu sübhani, Kandilünnurani, Bazül eşheb, Eşşeyh Esseyyid Eşşerif Şah Abdûlkâdir Geylânî’ye açılan bir büyük kapıdır.
Bu yüce kapı öyle bir Muhabbet okyanusuna açılır ki, o gönül okyanusunun sahibi ,
‘Önceki güneşlerin hepsi battı ve gitti, bizim güneşimizse batmayacak ebedi’
ve ‘Bu ayağım bütün evliyanın boynu üzerindedir ‘
buyurmuştur.
EŞ ŞEYH ES SEYYİD ABDÜRREZZAK GEYLÂNÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN ESERLERİ
‘El erbeıyne an erbeıyne Şeyhan fil Hadis’
‘Cila lül hatır min kelami şeyh Abdülkadir.’
Seyyid Abdürrezzak’ın(ks) eserlerindendir.
‘Cila ül hatır’ adlı eser, ‘Keşfüzzünun’da’ zikredilmiştir. İçeriğinde iki mevzu vardır. Birinci mevizası Şah Abdûlkâdir Geylânî ’nin (ks) ‘Fethürrabbani’ adlı eserindeki 59. mevzu ile ikinci mevzusu, ‘Fethürrabbani’nin 57. mevzusu ile aynı tarihi taşımaktadır.
Eser, Süleymaniye Kütüphanesi, Bağdatlı Vehbi, Nr.685 de bulunmaktadır.
Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri, Şah Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin vaazlarını yazarak cem etmiş ,onları kitap haline getirmiştir. ‘Fütuhul Gayb ‘ adlı eser, Şah Abdülkadir’in 78 vaazının , Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri tarafından yazılıp kitap haline getirilmesi ile oluşmuştur.
Fütuhul Gayb’ adlı eser, Şah Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin menakıbını içeren ‘Behcetül esrar, Kahire,1304’ adlı eserin sayfa kenarlarında yayınlanmış, eserin sonuna, Şah Abdülkadir’in, Seyyid Abdürrezzak’a son vasiyeti, şeceresi, akide-i diniyyesi ve yazdığı kasideler ilave edilmiştir. Futuhul Gayb’ adlı eser, İbni Teymiyye tarafından ‘Şerhu Kelimatı min Fütuhul Gayb ‘ adı altında şerhedilmiş, ‘Camiurresail, Cidde, 1984 ’ adlı eser bünyesinde yayınlanmıştır.
Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin soyundan gelen zevat-ı kiram, Kalaidül Cevahir adlı eserde belirtildiği kadarı ile aşağıdaki şemada gösterilmiştir.

Seyyid Abdürrezzak Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin, çocukları ;
Seyyid Ebu Salih Nasr( V 633 Bağdat)
Seyyid Abdurrahim (V 606 Bağdat)
Seyyid Fadlullah (V 656 bağdat)
Seyyid İsmail ( Bağdat)
Seyide Aişe
Seyide Saadet’ dir
EŞ ŞEYH ES SEYYİD ABDÜRREZZAK GEYLÂNÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN VEFATI
H.630/M.1207’de Şevval ayının altıncı günü cumartesi gününe tesadüf eden günde Bağdat’ta dar-ı bekaya göç etmiştir.
Vefat ettiği günü takip eden gün sala okunmuş, halk her taraftan gelip toplanmış, cenazesi şehrin dışına çıkarılarak, orada on binlerce kişi tarafından cenaze namazı kılınmıştır. Sonra ‘errasafe’ camisine omuzlarda taşınmış, orada da namazı kılınmıştır. Daha sonra halifeler türbesinin kapısına getirilip orada da tekrar namazı kılınmıştır. Son olarak Dicle nehrinden geçirilip ‘Babı harim’e’ getirilip orada da namazı kılınmış, böylece, O’nu çok seven ve O’nun cenaze namazına iştirak etmek isteyen ve Bağdat şehrinin muhtelif yerlerinde bulunan insanların arzusu yerine getirilmiş, neticede ‘ Hilbe’ denilen mevkide ‘Ahmet’ kabristanı’na defnedilmiştir.
EŞ ŞEYH ES SEYYİD ABDÜRREZZAK GEYLÂNÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN BAZI MENKIBELERİ
Bir gün , Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretleri, mecliste halka ateşli konuşmalar yapıyordu. Bir Ara ‘Benim bu söylediklerimi, Kafdağı arkasında, kalpleri Hazretül Kudsün yanında bir topluluk dinlemektedir. Başlarındaki giysileri, neredeyse Rablerine olan şevklerinden tutuşup yanmak üzeredir. Mecliste oturanlar arasında bulunan Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri başını semaya kaldırıp bakınca durumu müşahade etti. Başlığı tutuşup yanmaya başladı. Şah Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh hazretleri kürsiden indi ve onu söndürdü. Ve ‘Ey Abdürrezzak! Sen de onlardansın, gördüklerini anlat ‘ buyurdu. Seyyid Abdürrezzak Kaddesallahu Sırruh hazretleri biraz düşündükten sonra gördüklerini anlatmaya başladı.’Başımı kaldırıp göğe bakınca birçok kimsenin huşu içinde babamı dinlediklerini gördüm. Kimisinin elbisesi, tutuşmuş yanıyor, kimi feryad ediyor, kimi düşüp bayılıyor, kimi korkudan titriyordu’
1-Abdûlkâdir Geylânî ve Hayatı, İnsan Yayınları
2-Cevherden Gerdanlıklar, Âlem Yayınları
3-Makalat, Ömer Necati–1986
www.halisiyye.com internet adresinden yararlanılmıştır
EŞ-ŞEYH ES-SEYYİD HÜSEYN-İL EZMİRANİ KADDESALLAHU SIRRUH
Evliyanın büyüklerinden Eş Şeyh Es Seyyid Hüseyin Ezmirani Kaddesallahu Sırruh hazretleri, Abdürrezzak ul-Hamevi Kaddesallahu Sırruh hazretlerinin hizmetinde bulunmuş ve kendisinden icazet almıştır. Kendisi hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Elbette ki hayatı boyunca yapmış olduğu hizmetleriyle birçok kimseleri irşad etmiştir. Birçok kimselerin Allah Celle Celaluhü hazretlerine vasıl olmasına vesile olmuştur. Allah Celle Celaluhü hazretleri Himmet ve Şefaatlerinden ayırmasın. ÂMİN!
ŞEYH AHMED-İ HİNDİ’L LAHORÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN HAYATI
Kendisi hakkında pek bir bilgiye sahip değiliz. Fakat Hicri 1160 yılında düzenlenen suikastla vefat etmiştir. Hindistanlı bir velidir. Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri Meşayıh-ı kiramdan Şeyh Abdurrezzakü’l-Hamevî Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin mübarek nesillerindendir. Şeyh Abdurrezzâku’l-Hamevi hazretleri de Abdûlkâdir Geylâni Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin nesillerindendir.
Hicri 1160 senesinde Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri Gavsu’l-Azam Abdûlkâdir Geylâni Kaddesallahu sırruh hazretlerinden aldığı manevi işaret üzerine gelip Şeyh Mahmud Hazretlerini İrşad ettiler. Sonra da yanındaki iki müridiyle beraber Süleymaniye sancağına, oradan da Surdaş’a hareket ettiler. Surdaş kasabasına giderken yanındakilerin suikast etmesiyle mübarek ruhlan dâr-ı bekaya vuslat etmiştir. Onun mübarek vücudunu da orada bir çukura gizlemişlerdi. Tam o esnada Şeyh Mahmûd Hazretleri de mürşidinin şehid olduğunu öğrendi. Yanına aldığı müridanıyla birlikte Hazreti Şeyh’in şehit edildiği yere gitti.
Hazreti Ahmed’in mübarek vücutlarını sırtına alıp yıkamak için su ararken birden yüksek bir dağdan damla damla su aktığını gördü. Engebe bir sahradan yürüyerek dağın zirvesine vardılar. Suyun çıktığı yere mübarek ayağıyla “Ya Allah” diyerek bir darbe vurdu. O anda su kuvvetli bir tazyikle akmaya başladı. Sonra cenazeyi gasledip namazı edâ ettikten sonra dağın yakınında bir yere defnettiler.
Şeyh Mahmûd Hazretleri, Şeyhinin kabrini güzel bir şekilde yaptıktan sonra uzun bir zaman burada kaldı. İnsanların irşadıyla meşgul oldu. Türbenin çevresindeki arazilerden de satın alıp buraya vakfetti. Bir tane de halife tayin edip kendisi memleketine döndü.1
Şeyh Ahmed-i Hindi’l-Lahorî Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin makamları hâlen ziyaretgâhtır. Cenabı Hak, Himmetlerinden ayırmaya…
1-Miftahul İrşad 1993
ES-ŞEYH ES-SEYYİD MAHMÛDE’Z-ZENGİNEYİ’T-TALABANİ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN HAYATI
Şeyh Mahmûd Kaddesallahu sırruh Hazretleri, Irak velilerinden. İsmi Mahmud bin Yusuf’tur. Bâbâniyye sülâlesindendir.1 Babasının ismi Yusuf Ağa’dır. “Ağa” lafzı seyyid manasına gelir. Zira bulunduğu mahal ve vaktinin Iran lisanı lügatinde sâdât-ı kirama, seyyid yerine ağa tabiri kullanılmıştır.2
Yusuf Ağa, Karadağ mahallinden olup servet sahibi ve aynı zamanda belde halkının ileri gelenlerinden, “Zengine” aşiretinin reisidir. Hanımı da Zengineli Mir İsmail Bey’in kızıdır.
Şeyh Mahmud Kaddesallahu sırruh Hazretleri, hicri 1130 senesinde Karadağda doğdu. Mübarek İsimlerine uygun olarak çocukluk zamanlarından itibaren ömürlerinin ortalarına kadar İlim tahsilinde bulundular3, Mahmûd Zengenî önce Kur’ân-ı kerimi ezberledi. Sonra öncelikle okunması gereken kitapları okudu. Beldesindeki birçok medresede âlet ilimlerini tahsîl etti ve Molla Mahmûd adıyla şöhret buldu.4 İlmin İcâbı olarak da amellerinde kaim oldular. Akraba ve yakın çevresi, her ne kadar onu bu hayatından, azim ve gayretinden geri çevirmek için çalışmışlarsa da asla başarılı olamamışlardır,
Çevresindeki insanlar dinden ve İslami yaşayıştan uzaklaşmaya meyi etseler Hazreti Şeyh onlar devamlı uyarır, dini öğrenmek ve yaşamak hususunda teşvik ederlerdi. Haddi aştıklarında da inzivaya çekilir, İbadetle meşgul olurlardı, ilim öğrenmek maksadıyla yanına gelenleri de boş çevirmez, İlminden yararlanmaları için gayret sarf ederdi.
Şeyh Hazretleri evleninceye kadar hayatını bu Üslûp Üzere devam ettirdi. Evlendikten sonra vaktini ibadet, taat ve riyazete sarf ederek o derece meşgul oldular ki, bütün halk arasında her bakımdan örnek kabul edilen ve parmakla gösterilen bir kişi oldular.
Hiç bir tarikata intisap etmeden ve meşâyıh-ı kiramın hiç birisinin elinden hırka-i hilafet giymeden, sekiz sene boyunca hadsiz ve hesapsız bir mücâhede ile kulluk vazifesini icra etmeğe çalışmıştır. Lakin Allah dostu bir mürşid-i kâmilin nazarı ve teveccühü olmadan, tam bir riyazet ve mücâhede gayreti ile de olsa nefsi ıslah edip kalbi mutmain kılmak, böylece ârif-i billâh olan evliyâullahın arasına karışmak mümkün değildir. Bu haldeki İnsanın işleri de boştur. Nitekim bu hakka dair Hafız Şirazi Rahmetullahi aleyh şöyle demiştir.
“Marifet-i İlahiyye’nin nihayetsiz olan dergâh-ı âlisi yoluna Hızır Aleyhisselam gibi gönlü mamur bir mürşid-i kâmil ve merdi hakikî bulmadıkça sülük etme… Zira bu yolda insanoğlu İçin nice badireler, karanlıklar ve helak edici eziyetler vardır. Yalnız başına gidenlerin yoldan sapma ve tehlikeli mahallerde helak olma gibi korkunç bir durumları vardır.”
Şeyh Mahmud Kaddesallahu Sırruh Hazretleri her an manevî cepheden bir mürşid-i kâmilin nişan ve zuhuru temennisinden geri kalmazdı. Zira maksûda erişmek için bu şarttı. Ayrıca kendi sülûkunun sim, mürebbisiz (terbiye eden) müşahedelerinden kalbine gelen zevk ve sefadan gayrı bir şey de hâsıl etmezdi.
Şeyh Mahmûd Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, gündüzleri, bir parça araziye ekmiş oldukları şeylerin lazım gelen hizmetlerin görür, bunun yanında Zikrullah ile de kalbini meşgul ederdi.
Yine günlerden bir gün normal alışkanlığı Üzere ekmiş olduğu şeyleri sulamaktaydı. Büyük bir kervan kafilesi Bağdat’a doğru giderken kafilenin İçinden bir şahıs binmiş olduğu devesiyle ayrılıp Hazreti Şeyhe doğru geldi:
—Ey Molla Mahmûd, sizi müjdeliyorum. Gelecek sene bu ayda evliya zümresine dâhil olursunuz.
Şeyh Hazretleri başını kaldırıp:
Size bu hadise ne sebepten malum oldu, diye sordu. Adam.-
Kutbu muhteşem, Gavsu’l-Azam Kaddesallahu Sırruh hazretlerini rüya âleminde gördüm. Bütün evliya İle saf bağlamış yürüyorlar. Siz de onun peşinde yürüyor gördüm. Saflarına katılmak için bir adımınız kalmış idi. Bu adım ise bir sene beklemeye eştir, dedi.
O esrarlı kişi bu müjdeyi verdikten sonra yoluna devam edip gözden kayboldu. Tahkik edilince böyle bir şahsın kafile ile hiç bir tanışıklığının olmadığı görüldü. Hatta kervana böyle bir kişinin hiç katılmadığı da beyan edildi.
Bunun üzerine Şeyh Mahmûd Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, eskiden beri süregelen ibadet ve taatını daha da ziyadeleştirdi. Bu yolda ibadeti lüzumlu görerek manevî fetihleri bekleyen ve feyizleri gözleyen bir kişi oldular. Müjdelenen vakti derin bir hasretle, İnce bir hassasiyetle beklediler.
Nihayet o esrarlı kişinin bildirdiği ayda, günlerin birinde bir zat-ı muhteremin, maiyetindeki iki müridiyle birlikte Bağdat cihetinden gelmekte olduklarını gördü.
Şeyh Mahmud Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, hemen onları karşılamak Üzere hareketlendi. O esnada mübarek lisanlarından şu beyitler döküldü:
“Ey ruhum! Çetin ve pek dağlar gibi Hakk’ın yolunda sâbid-i kadem ve İstikamet üzere olan arif-i billah’tan ilahi tecellinin nurları şimşek gibi çaktı ve onu gördüm.
Ey o tecellinin nurlarını alan ruhum! Allah Teala’nın İnayeti ile sana o tecelliden bir miktar şule giydirir de gelirim. Öyle ki narın nûr gibi ve kalbin vuslat-ı ilallah ile mesrur olur.”
Sonra gelenlerin yanına varıp hal hatır ve lazım gelen edep, erkân ve usulü layıkıyla yerine getirdi. Yer gösterip buyur etti. İkram ve iltifatta bulunda Bilahare Şeyh Mahmud Kaddesallahu Sırruh Hazretleri dervişlere:
Nereden teşrif ediyorsunuz, maiyetinde bulunduğunuz bu zat-ı muhterem kimdir, İsmi nedir, diye sordu. Onlarda cevaben:
Bu zat, Kutbu’l-arifin Şeyh Ahmed-i Hindi’l-Lahorî Kaddesallahu Sırruh hazretleridir. Hindistan’ın Lahor vilayetinden gelmekteyiz, dediler.
Bu esnada Şeyh Ahmed-i Hindİ’l-Lahorî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri bizzat Şeyh Mahmûd’a hitaben dedi ki:
—Ya veledi, biz Mosdar vilayetinden manevî bir emirle senin irşad ve terbiyen için gönderildik.”
Molla Mahmûd, bu müjdeden fevkalade memnun olup Hazreti Şeyh’in eteğini tuttu, elini öptü. Onlara İzzet ve ikramda bulunup hususî bir mekân temin etti. Lazım gelen bütün ihtiyaç ve hizmetlerini de harfiyen yerine getirdi.
Bir kaç gün sonra Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin Tarikat-ı Aliye’lerine inâbe ve intisap ettiler. Böylece Şeyh Ahmed Hazretlerinden el alıp Tarik-i Kadiriye şerefine mazhar oldular.
Kış mevsimi dolayısıyla havalar sertti ve şiddetli bir soğuk hüküm sürmekteydi. Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri buyurdular ki:
— Biz sizin batini terbiyenize memur edildik. Sizin terbiyeniz İse henüz sona ermiş değildir. Vücuduma arız olan zafiyetten dolayı şiddetli soğuklara tahammül edemiyorum. Allah’ın İzni ve İnayeti ile kış mevsimini Karadağ’da geçirir, bahar mevsimi gelince de sizin irşadınıza başlarız. Ancak siz kendi evrâd ve ezkarınızla devamlı meşgul olunuz.
Şeyh Mahmud Hazretleri de bu emir ve tavsiye üzerine vakitlerini sıkı bir taat ve ibadetle geçirdiler. Bütün bir kış boyu devamlı beraber olup hususi sohbetler yaptılar. Yıllarca birbirini gözleyen İki ezelî dost olarak derin muhabbetlere daldılar. Halvetlerine kimse giremez oldu. Saatlerce baş başa kalıp Fuyuzat-ı Rabbani ve Aşk-ı Rahmani deryalarına dalıp mest oldular.
Bir müddet sonra ortalık bahar mevsimiyle birlikte yepyeni bir tazeliğe büründü. Böyle günlerin birinde Şeyh Ahmed Kaddesallahu sırruh Hazretleri, Şeyh Mahmûd Kaddesallahu sırruh Hazretlerine şöyle bir hitapta bulundu:
Ey Molla Mahmud! Size müjde. Validenizin kabirdeki hali bize keşf oldu. O rahmet-i Rahman’a müstağrak ve affedilmiş. Lakin babanız bir azap içindeydi. Hazreti Allah’tan afv ve mağfiretini istirham ettim. Cenabı mücibü’d-Deavat duamızı kabul edip onu da rahmetiyle mükerrem eyledi.
Şeyh Mahmud Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, Ahmed-i Hindi’l-Lahorî Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin nazar ve teveccühüyle müşerref oldu. Kendisine lütfedilen ihsana kavuştu. Şeyhinin delaletiyle vasıl-ı ilallah olup maksuduna erişti. Böylece nice yüksek makamları geçip Cenabı Hak yanında yüce ve mükerrem bir mertebeye vâsıl oldu.
Şeyh Ahmed-i Hindi’l-Lahorî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, ona Kadirîlik hırkasını giydirdi. Ona hil’at ve hilafet verip on iki tarikten icazetli olarak makam-ı İrşada oturttu.
Günlerden bir gün Şeyh Mahmud Hazretleri, mürşidine şöyle bir meramını arz eder;
– Efendim, bizim dört bir yanımı? Kısmen ehl-i diyanet ve bize itikad eden kimselerdir. Bir kısmı da inkâr edip bize uymaz. Böyle olanların irşadını pek mümkün görmüyorum.
Bunun Üzerine Şeyh Ahmed-i Hindi’l-Lahorî Hazretleri der ki-
– Evladım, sizden talep edilen şey tesliktir (sülük ettirmedir), sülük değildir. Kulların İrşadıdır, reşad değildir. Zira teslikin ve irşadın faydası umuma mahsustur. Sülük ve reşadın faydası ise has ve seçilmiş olanlara mahsustur. Mendup için vacibi terk etmek şeriatte merdûdluktur. Şayet kulların kabul etmezlikleriyle müteessir iseniz, çekinmeyin. Zira Hazreti Allah sizi dergâh-ı İzzetine makbul buyurmuştur, O halde herkesin size itaati kolaydır. Çünkü Cenabı Hakk Celle Celaluhü, kullarının kalplerine tasarruf İle kullanma hakkı ve salahiyetine sahip olduğu gibi:
“Allah’a itaat edene her şey itaat eder” sırınca bu beraberliğinizin en hayırlısıdır. Şimdi beş dirhem alıp Eş-Şeyh Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin fütuhat dolu ruh ariyetlerine fi-sebilillah infak ve ikram ediniz.
Şeyh Mahmûd Hazretleri derhal emri yerine getirdi. Sonra Şeyh Ahmed Hazretleri, onun elini mübarek elleri arasına atarak:
— Evladım, asla mahzun olmayınız. Zira sizi müjdeliyorum. Allah Celle Celaluhü indinden kuvvetlendirilmişsiniz. Zira senin sulbünden öyleleri gelecek ki, müminlere ışık, dini yaşamak İsteyenlere feyizlerin kandili olacaklar. Âlemi bir güneş gibi Nur-i İlâhi ile dolduracaklar. Zamanın oturulacak meclisi burasıdır, artık buraya misk gibi bir koku gele… Bize lazım gelen vazifeyi İcra ve sizi terbiye ve irşâd etmek. Size sülûkun ve teslikin yollarını gösterdik. Sizi makam-ı irşada iblâğ eyledik. Bundan böyle siz de vazifenize kaîm olunuz, deyip bir çok vasiyet ve tavsiyede bulundu. Sonra da:
– Evladım, biz hayatımızın sonuna yaklaştık. Cenâbı Hakk’ın didarına kavuşmamıza az bir zaman kaldı. İnşallah bize şahâdet rütbesi nasip olacak, dedi.
Şeyh Mahmud Hazretleri bu hüzün dolu ayrılık sözlerinden gayet müteessir oldu. Efendisine şehitliğin ne suretle nasip olacağını izah etmelerini istirham ettiler. Şeyh Ahmed Hazretleri de cevaben dedi ki:
– Evlâdım, maiyetimde bulunan bu iki mürid uzun senelerdir bana hizmet ederler. Birisi kırk sene, diğeri de ona yakın bir zamandır benimle beraberdirler. Bu zaman içinde hiç bir kusurları da olmadı. Kendilerine bir feth-i bab olur ümidiyle ibadet ve taatla meşgul oldularsa da bunların kısmetleri ve fütuhata mazhar olmak gibi bir kabiliyetleri de yoktur. Zannederim ki, canıma kastedecekler bunlardır. Cenâbı Hak bir kuluna lütuf ve İhsan vermeyince, meşâyıh ve evliyâ-İ kirâm dahi kendi başına hiç kimseye bir şey vermeye mezun değildir. Bu hususta size düşen vazife, benim şahadetimi işittiğiniz zaman teçhiz, tekfin, namaz ve defin işlerinde hazır olmanızdır.
Bir müddet sonra Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, veda ederek maiyetindeki dervişlerle beraber tarikatını neşr etmek üzere Süleymaniye sancağına bağlı Surdaş kasabasına gitti. Diğer taraftan da Şeyh Mahmud Kaddesallahu Sırruh Hazretleri kendi beldesinde irşâd ile iştigal etmekteydi. Etrafındaki cemaat her gün daha da artıyor, az bir zamanda yetişen halifelerin gayretiyle birlikte de Tarik-i âliye gelişmiştir.5
Şeyh Mahmûd Hazretleri her halinde sükûtu tercih eder, vaktinin ekseriyetini farz, sünnet ve nafilelerin edasına sarf ederdi. Zikrullah’a çokça devam eder, elden bırakmazlardı. Kendileri her an kötü söylemekten, muharremattan, mekruhlardan ve menhiyattan ictinâb edip kaçtıkları gibi insanları da bu hususta şiddetle ikaz ve irşâd ederlerdi. Keramet ve olağan üstü halleri asla kendi Üzerine almaz, Allah’a havale ederdi. Kendisine teveccüh etmiş olanlara gayet merhamet ve şefkatle muamelede bulunur, garip, fakir ve zengin herkese elden geldiğince ihtiram, İltifat ve ikram ederdi.
Nakledilir ki, bir gün vecd’in galebe olduğu bir esnada huzuruna yedi seneden beri el ve ayaklan hareket etmeyen bir felçli hastayı, şifâ bulur Ümidiyle getirdiler.
Hazreti Şeyh bir nazar edip felçti adama kalkmasını emretti. Adam:
—Harekete kudretim yok, kalkamam, dedi.
Şeyh Hazretleri tekrar kalkmasını söyledi. Adam yine:
Ayaklarımda kuvvet ve herhangi bir canlılık alameti yokken nasıl ayağa kalkabilirim, dedi. Bu defa Hazreti Şeyh kuvvetli bir sayha etti ve ardından da:
Kum bi-iznillah, diye emretti.
Adam sayhanın şaşkınlığıyla birden bire elinde olmadan ayağa kalktı. Şeyhin duası bereketiyle şifayab oldu.
Şeyh Hazretlerinin müridlerinin çokluğu ve gelen giden misafirlerin fazlalığından dolayı tekke her an dolup boşalırdı. Gelen herkese de haline ve makamına göre İzzet ve ikramda bulunulurdu. Bir gün tekkenin masraflarıyla vazifeli mürid Hazret Şeyh’in huzuruna vararak dedi ki:
– Efendim, yeni mahsulün alınmasına elli gün kadar bir zaman var. Şu andaki mevcut zahiremiz ancak bir kaç gün daha tekkeyi İdare edebilir.
Bunun üzerine Hazreti Şeyh:
– Mevcut buğdayı değirmene götürüp un yaptırın. Müridlerden birisine de her gün abdestli olarak unu hamur yapıp yoğurmasını, zahireyi bir örtü altında tutmasını ve hiç kimseye de göstermemesini söyleyin, diye emretti.
Râvi Allah’a yemin ederek diyor ki:
– Yeni mahsul oluncaya kadar o buğday tekkeyi güzelce idare etti. Gelen gidenlerin çokluğuna rağmen hiçbir sıkıntımız olmadı.
Şeyh Mahmud Hazretleri buyurmuşlardır ki:
—Eğer bir mürşid, teveccüh ve himmetiyle kendi müridini beşerî sıfatlardan kurtarıp seyr-İ sülukunda terakkiye kudretli değilse o kimse irşad etmeye ve şeyhlik yapmaya layık değildir.”
Şeyh Mahmûd Hazretlerinin vefatına yakın şöyle manidar bir hadise zuhur eder:
İki kâmil derviş Kerkük yakınlarından geçerken biri diğerine dönerek der ki:
—Buradan bir hoş koku geliyor. Bu makamda ya bir evliyaullah metfundur, ya da metfun olacaktır!
O esnada da Şeyh Mahmûd Hazretleri hasta yatağında İken oğlu Şeyh Ahmed Hazretlerine bazı vasiyetlerde bulunmaktadır:
— Vefatımdan sonra cenazemi teçhiz ve tekfin edip Kerkük’e ulaştırın. Orada kadri yüce bir zatın zuhuruna kadar bekleyin. O şahıs gelince işaret edeceği yere kabrimi yaparsınız.
Kısa bir müddet sonra Şeyh Mahmûd Kaddesallahu sırruh Hazretleri irtihal edip Cenabı Hakk’a vasıl olur. Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh emir üzere hareket ederek cenazeyi Kerkük’e götürür. Bakarlar ki, Şeyh Hazretlerinin işaret ettiği dervişler gelmiş, bekliyorlar. Onların tayin ettiği yere muhterem pederlerini dem ederler. Bir türbe, küçük de bir tekke yaparlar.
Mezkûr dervişler ise Kerkük’te vefat etmişler, Şeyh Cümcüme Hazretlerinin merkadi olan kubbenin arka tarafına defnedilmişlerdir. Kabirleri halen oradadır. Allah Celle Celaluhü sırlarının aziz eylesin, âmin…
Hazreti Şeyhin İki evladı olup İsimleri Şeyh Ahmed ve Şeyh Muhammed’dir. Şeyh Muhammed, muhterem pederinin vefatından sonra fazla yaşamamış hicri 1230 senesinde vefat etmiştir. Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri İse pederinin makamında postnişin olup Tarik-i Aliye’yi yaymıştır.6
1. Ulemâüna fî Hidmet-il-İlm-i Ved’dîn; s.555
2. Miftahul irşad
3. Miftahul irşad
4. Ulemâüna fî Hidmet-il-İlm-i Ved’dîn; s.555
5. Miftahul irşad
6. Miftahul irşad
EŞ-ŞEYH ES-SEYYİD AHMED ET-TALABANİ EL-KERKÜKÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN HAYATI
Şeyh Ahmed-i Talabani Kaddesallahu Sırruh Hazretleri hicri 1194 yılında dünyaya gelmiştir. Babaları, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ismine olan muhabbetinden dolayı ismini Ahmed koymuştur.
Çocukluk zamanlarında ilahi aşkın İzleri ve Allah Celle Celaluhü hazretlerinin cezbeleri her hal ve hareketinde belli olurdu. Çoğu zaman vücudunda cezbelerin coşkun hallerinden kaynaklanan ürperti ve titremeler ortaya çıkardı. Sürekli olarak mübarek başlan, zâkirlerin tarzı Üzere hareket ederdi. Bu hal de gayr-ı ihtiyarî olurdu.
Bir gün muhterem babaları Şeyh Mahmûd Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin huzurunda bulunuyorken mübarek başı anlatılan şekilde zikre başladı. Şeyh Mahmûd Kaddesallahu Sırruh Hazretleri de ona hitaben buyurdu ki:
– Ey oğul, vallahi kalbiniz avam ve havasın mıknatısıdır. Nazar-ı dikkatle bakıp görüyorum. Her ne vakit kalp ülkenizi vecd askerlerinin kargaşası İstilâ etse, o evin civarında dolaşanların ve misafirlerin çokluğundan, ziyaret edenlerin izdihamından ve dalga dalga gelenlere hizmet etmekten kararsız ve yorgun kalıyorlar.
Şeyh Ahmed-i Talabani Kaddesallahu Sırruh Hazretleri çocukluğunda tehlikeli bir hastalığa yakalanır. Hayatından ümit kesilmiş bir haldedir. Hal galebe edince kendisini birden Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin meclisinde bulur. Sultan-ı Enbiya ve aleyhi efdâlü’t-Tahiyyat Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, ona iltifat edip gönlünü okşar. Acil şifa bulup hayırlı bir ömür süreceğini müjdeler. Kendisine altı kısımdan İbaret bir de inayet verir ve buyurur ki:
—Ya veledi, bu İnayet ruhsatını al. Lazım geldiği ve ihtiyaç hissettiğin anda kullan.”
Hazreti Şeyh bu olaydan sonra şuur ve idrake kavuşmuş, vücudundan damla damla akan terlerle kısa zamanda şifa ve sıhhat bulmuşlardır. Nakledilir ki, bu vakitten sonra Hazreti Şeyh’in duası müstecab olup her kime hayır dua etse o kişi yüksek derecelere kavuşurdu. Her kime de gazap etse muhakkak o da bir cezaya müptela olurdu.
Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ilk önce şer! İlimleri, Özellikle fıkıh İlmini bihakkın tahsil etti. Daha sonra vecd hallerinin ve cezbelerin galebe etmesiyle nefsini ıslah etmek ve ahlâk-ı hamide sahibi olmak için riyazet ile meşgul oldu. Haşyet-i İlahiyeden dolayı daima gönlü yanık ve gözü yaşlıydı. Daha genç yaşlarındayken nice âli makamları geçip vasılı ilallah İle maksuduna erişmişti.
Şeyh Mahmûd Kaddesallahu Sırruh Hazretleri hicri 1215 yılında vefat edince, Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri henüz otuz yaşındayken irşad makamına oturmuştur. Otuz yaşlarında hüsn-i cemâli nur-ı kemâli o kadar güzel o kadar aşikâr ve parlaktır ki, hiç kimse mübarek cemâline dikkatli bir şekilde bakmaya muktedir olamazdı.
Şeyh Ahmed-i Talabani Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, kış mevsiminin en soğuk zamanlarında elbisesinin yakasını kapatmayıp sert rüzgârlara karsı Öylece göğsü açık dururda Bu hâle şahit olan bazıları:
– Bu şiddetli soğuklara nasıl tahammül ediyorsunuz. Mübarek vücudunuza bir zarar gelebileceği endişesi içindeyiz, dediklerinde Hazreti Şeyh cevaben şöyle buyururlardı:
– Vallahi, yüreğimde o kadar havf ve haşyet-i ilahi, o kadar aşk-ı Rabbani var ki, Zemherinin şiddetli soğukları sinemde kopsa, yine de muhabbetullah’ın ateşini teskin edemezler…
Tekkenin hamamını yakmakla vazifeli olan bir kişi, Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin seçkin müritlerinden olabilmek emeliyle dergâha devamlı gidip gelmiş ve bir sene kadar da sıkı bir ibadet ve taatla meşgul olmuştu. Bir gün Hazreti Şeyh’in huzuruna vararak inâbe ve intisap edeceğini, halis bir tövbeyi arzu ettiğini söyledi. Şeyh Hazretleri de ona Kelime-i tevhîd ve gerekli olan nasihati, tarikat âdabını ve sülûkun mesuliyetini, nefis tezkiyesi ve mücâhede yollarını tarif ederek dervişleri arasına kabul buyurdu.
Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri zamanında Kerkük ve çevresinde bir veba hastalığı zuhur eder. Bu hastalık bazen o raddeye varır ki, bir günde altmış veya yetmiş İnsan vebaya yakalanıp telef olur.
Süratle yayılan hastalık belde ahalisini bir korkuya düşürmüştü. Bu esnada bir de çekirge sürüsünün ortalığı istila etmesi, ahaliyi hepten çaresizliğin içine itmişti.
Şeyh Hazretleri, bu olay ürerine gerek evladına, gerekse müridanına çekirgelerin telef edilmemesini emrederek:
— Bunlar Allah’ın askerleridir. Sakın ha çekirge öldürmeyiniz, diye sıkı bir tenbihte bulundu.
Bir kaç gün sonra Hazreti Şeyh’e evlatlarından birinin vebaya yakalandığı haberi verildi. Tahkik edilince oğlunun bir çekirge Öldürdüğü anlaşıldı.
Bunun Ürerine Hazreti Şeyh, İki tane kurban kesilmesini, bunların tekkede bulunan dervişlere, ahalinin fakirlerine ve İhtiyaç sahiplerine dağıtılmasını emretti. Hastalığa müptela olan çocuk o gece Allah’ın izniyle şifa buldu.
Belde ahalisi Hazreti Şeyh’e gelerek bu beladan kurtulmak için Cenâbı Hakka duada bulunmasını istirham ettiler. O da bir çekirge getirtip ona hal lisanı İle bazı şeyler söyleyerek salıverdi.
Ertesi gün hem çekirgeden, hem de vebadan hiç bir eser kalmadı. Hazreti Ahmed’in duası bereketiyle halk sıkıntıdan kurtuldu.
Kerkük’te bulunan tekkenin esasını ilk olarak bina eden Şeyh Ahmed-i Talabani Kaddesallahu Sırruh hazretleridir. Babasının vefatı münasebetiyle tesis etmiş olduğu tekke, hal-i hazırda insanların irşadı İle gelişmiştir. Şeyh Ahmed Kaddesallahu Sırruh Hazretleri senenin bir kısmını bu tekkede, bir kısmını da Zengine’de müridlerin İrşad ve terbiyeleri ile meşgul olarak geçirmişlerdir.
Hazreti Şeyh’in on bir erkek ve dört kız olmak üzere on beş evladı dünyaya gelmiştir. Bunların cümlesi âlî kadir İnsanlar olup babalarının teveccühüne mazhar olmuşlardır. Gerek erkek, gerekse kız çocukları bu hususiyetleriyle meşhur olmuşlar, her birinden nice harikalar ve manevî haller zuhura gelmiştir.
Kızlarından Aişe Hatun ve Hatice Hatun’un İsimleri bilinmektedir.
Erkek evlatları ise şunlardır: Abdülkerim, Abdulfettah, Muhyiddin, Abdulgafûr, Muhammed Salih, Muhammed Arif, Abdülaziz, Hüseyin, Abdûlkâdir, Şeyh Abdurrahman Halis Talabani Kaddesallahu Sırruh ismi bilinmeyen diğer oğlu İse meczûbane bir halde kaybolmuş, hakkında herhangi bîr haber alınamamıştır.
EŞ ŞEYH ES SEYYİD AHMED ET-TALABANİ EL-KERKÜKÎ KADDESALLAHU SIRRUH HAZRETLERİNİN VEFATI
Şeyh Ahmed-i Talabanî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri altmış üç sene yaşamış, hicri 1257 tarihinde vefat etmişlerdir. Kabri şerifleri muhterem babaları Şeyh Mahmud Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinin yanındadır.1
1-Miftah’ul İrşad 1993