Kategori: Tarikat Nedir?

TARİKAT NEDİR?

Tarikat Arapçada yol demektir. Istılahı manada tasavvuf terimi olarak tarikat, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne varma gayesini güdenlerin izledikleri özel tarz ve yol demektir. İnsan ruhlar âleminden şu imtihan alemine gelip bir süre durup tekrar geldiği yere gidecek olan bir yolcudur. İnsanlara bu yolculuklarında rehberlik yapmak, yol göstermek için Allah Celle Celaluhü Hazretleri Peygamberler göndermiştir. Hiç bir insan Peygamberi kendisine rehber edinmedikçe Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne kavuşamayacaktır. Peygamberler zincirinin sonu olan Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, insanları Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne götürme vazifesini hayatında kendisi yapmış, vefatıyla da bu vazife, dinin özüne vakıf olan Evliyaları ve âlimleri tarafından devam ettirilmiştir. Çünkü Resulü Ekrem Sallallahu aleyhi vesellem efendimiz onlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Âlimler, Nebilerin varisleridir.”1

Bir Müslüman İslâmın farz emirlerini yapıyor ve haramlardan da kaçmalıdır. İşte böyle bir mü’min, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne daha fazla yaklaşmak ve münafıklığın alametinden kurtulmak, daha iyi bir mü’min olabilmek ve dünyada iken âmâlıktan, sağırlıktan kurtulup manevi âlemleri ve ilahi tecellileri seyretmek ve âleme gönderiliş gayesini yerine getirmek istiyorsa, bu mü’min için bir okula kaydolmak ve bu okulda tahsil yapması gerekiyor. İşte bu okul Tarikat okuludur. Bu Tarikat okulunda farzları edaya gayret edip haramlardan kaçmak, az yemek, fazla namaz, zikirde daim tefekkür gerekir. Tasavvuf, tarikat yolunda ise artık cehennem korkusu ve cennet arzusundan ziyade Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin rızası, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin aşkı ve muhabbeti vardır. Bu yolda ilerleyen kişi, Allah Celle Celaluhü Hazretleri tarafından daha fazla sevilir ve hatırlanır. Bu mertebelere mü’min, Tarikat sayesinde ulaşır.

Tarikat, kâinatın her zerresinde Allah Celle Celaluhü hazretlerinin kudretinin tecellisini görmektir. Sofi güneş gibidir. Herkes onun irfanından istifade eder. Tasavvuf, herkesin halini anlayabilmek, ferasetli olmaktır. Tasavvuf, içten inanarak ölünceye kadar o imanı muhafaza etmektir. Tasavvuf, Kur’an-ı Kerim’in ahkâmını amelen tatbik etmek, emir ve yasakları bihakkın yerine getirmektir. Tasavvuf, kâinattan haberdar olmaktır. Tasavvuf, halkı Hakk’a davet etmektir. Tasavvuf, herkesin imdadına koşmak, ihtiyaç sahibi olanların dertlerine derman olmaktır.

Tasavvuf, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nden başkasına makam, mevki, mal, para, kadın vs. Nedeniyle kul olmayıp Kur’an’a ve Sünnet’e yapışmak, heva ve hevesleri bırakmaktır. Tasavvuf, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nden başka kimseden bir şey ummamak, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin emirlerini yerine getirirken sabredip devam etmektir.

Tasavvuf, ihtirası bırakıp Allah Celle Celaluhü hazretlerinin verdiğine şükretmek, kendi isteklerini bırakıp Allah Celle Celaluhü hazretlerinin takdirine razı olmaktır. Tasavvuf, tembelliği bırakıp çalışmaya devam etmektir. Hayalleri bırakıp tatbikata bakmak, uykuyu ve gafleti bırakıp ibadete devam etmektir.

Şeriat bir fetva, tasavvuf ise bir takva yoludur. Hiçbir zaman birbirinden ayrı değildir. Şeriattan kıl kadar ayrılan, tarikattan dağ kadar ayrılır. Şeriat ve tarikatın cahilleri birbiriyle daima mücadele halindedirler, âlimleri ise daima sulh (barış) içindedirler.

Tasavvuf, temiz bir niyet ve tam bir ihlâs ile ilahi şeriatın iç ve dış bütün hükümlerini yerine getirmektir.

Tasavvuf aşk yoludur. Şüphesiz bu aşk yolu kolay bir yol değildir. Maksuda erişinceye kadar yolda birçok tehlikeleri aşmak, sıkıntılara uğramak zaruridir.

Mürşid, Tasavvuf ehline göre, insan- yani ‘âdem unsuruna galebe çalarak Allah Celle Celaluhü hazretlerine varan İnsan-ı Kamil bu kadar mühim olursa, tabiidir ki en yüksek bilgi de ona ait olur. Mademki ilk işimiz Allah Celle Celaluhü hazretlerini bilmektir ve O’nu bilmek de kendimizi bilmekle olur, o halde en mühim ilim, daha doğrusu asıl ilimde insan sırlarını öğreten ilimdir. Bu da, kitapla olmaz, aşk yolu ile ve Mürşid vasıtasıyla olur, yani tasavvuf ilmidir.

Saliki muhabbet denizine gark eden sıfatlar şunlardır: Vermek, bağışlamak, cemal, kemal, fazilet. Bu sıfatların aklen ve naklen noksansız olarak kemal derecesinde bir tek olan Allah Celle Celaluhü hazretlerinde sabit olduğu muhakkaktır.

Tasavvuf yolundaki dervişler iki kısımdır. Bunlara mürid ve murad denir. Mürid, sadık olan talib demektir. Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin sevgisi ile ve O’nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktır. Bilmediği ve anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Gözyaşları dinmez, geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nden korkar, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve affeder. Her nefeste Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni düşünür. Gafletle yaşamaz, bir kalbi incitmekten korkar. Murad edenler ise, uğraşmadan, yorulmadan Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne yakınlık derecelerine ulaştırılırlar. Allah Celle Celaluhü bu hususta Zümer Suresi 22’nci ayetinde buyurmuştur ki: “Allah’ın İslam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir? Elbette o Rabbi’nden bir hidayet üzeredir.” Bu Ayet-i Kerimeye muhatab olan muradlar, güler yüzlü olurlar. Sıkıntılı hallerini göstermezler. Görünüşte insanlarla beraberdirler. İç yüzlerini ise insanlardan gizlerler. Kimse onların hallerini anlayamazlar. Yani onlar halk arasında Cenabı Hak Celle Celaluhü hazretleri ile olurlar. Derviş olanlar, edepliydiler, edebi olmayanlar Vasılı İllallah olamaz. Yani “hiç bir edepsiz, Allah’a kavuşamaz” buyruldu.

Tarikat Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin düşmanı olan nefse yardım etmemeyi, onun isteklerini yapmamayı kalbe yerleştirmektir. Tasavvuf kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesidir. Yani kalbin Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin sevgisinden başka, her sevgiden tasfiye edilmesi, nefsinde Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin her emrine uyar hale getirilmesidir. İtikadı düzeltmedikçe, İslam’ın emir ve yasaklarına uymadıkça, haramlardan sakınıp ibadetleri gerçek manada yerine getirip yapmadıkça, kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesi mümkün değildir. Ahmak olan nefsi ezip küçültmek, Tarikatın adabındandır. Kimin nefsi kendine şerefli görünürse, dini ona küçük görünür. Dünyalık isteklerden sıyrılmalı, nefsin arzularını menetmeli, rızkının helal yoldan gelmesine gayret göstermeli, dünyaya düşkün olanlarla bidat sahipleriyle arkadaş olmamalı, mal toplamaktan ve dünyayı mamur etmekten sakınmalı, insanların doğru yola gelmesine ve güzel huylara sahip olmaya çalışmalıdır. Bu güzel hasletlere sahip olan bahtiyar kulları hakkında Allah Celle Celaluhü hazretleri Zümer suresi 18’inci ayetinde şöyle buyurur: “O kullarımı ki, (Kur’anı) dinlerler. Sonra da onun en güzelini (en açığını ve kuvvetlisini) tatbik ederler. İşte bunlar Allah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve bunlar gerçek akıl sahipleridir.”

Tarikatta önemli olan, insanın bütün işlerinde gücünün yettiği kadar takvayı gözetmesidir. İşlerde takva hususunda bir eksiklik olursa, irtibat hâsıl olmaz. Hakikatte bu irtibat, takvanın ve Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin rızasının hâsıl olmasında ölçüdür terazidir. Haram ve yasaklardan kurtulup âleme gönderiliş gayesini yerine getirebilmek için Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin ve Resulü Ekrem Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in halifesi olan ve insanlara doğru yolu göstermekle vazifeli, kâmil ve mükemmel bir zata talebe yani (derviş) olmanın lazım geldiği ortaya çıkmaktadır. Çünkü mürşidsiz Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e kalbi bağlamak mümkün olsa bile, bunun bilhassa daha başlangıçta olan bir kimse için ne kadar zor bir iş olduğu malumdur. Birçok kimse Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in mübarek şahsını tam olarak kalbinde hazır edemez. Bunlar bu hususta vaaz ve nasihate muhtaçtır. Bu yolun zahiri ve batini adabını öğrenmeye muhtaç olanlar için, böyle bir bağ kurmanın ne derece zor olduğu açıktır. Beşeri maniler sebebiyle doğrudan doğruya Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e bağlanarak feyz almak zordur. Allah Celle Celaluhü Hazretleri kendisine kavuşmak isteyen kullarına kolaylık olması için, Mürşid-i Kamilleri işaret etti. Bu mübarek zatlar, insanları Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin rızasına kavuşturan yolları gösterdiler. Böyle münevver yol göstericilerin, her asırda mevcut olacağı Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerle bildirildi. Tarikat yolunda bulunup âleme gönderiliş gayesine uyan bahtiyar insan, Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in mübarek Ruh-u Şeriflerine ruhen yönelir. Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in şefaatine de mazhar olur.

Tarikat yolunda bulunan ve intisab eden kimsenin niyetini düzeltmesi, bu vazifeyi sırf Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin rızası için yapması, kalbi Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nden başka şeylerden uzaklaştırması lazımdır. Sonra, dili ve kalbi ile “İlahi ente Maksudi ve Rızake Matlubi” “Allah’ım Sen benim maksudumsun ve senin rızan benim matlubumdur” demelidir. Talib olan maneviyatta Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin rızasını gözeterek aldığı virdine de riayet edip günlük olarak yerine getirirse, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin Şuara Suresi 89’uncu Ayet-i Kerime’sinde: “Ancak Allah’a halis ve pak bir kalp ile varan müstesna.” Muhatap kalırlar. Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne kavuşanlar ve hidayet yolunun yolcusu olanlar, bilhassa tarikat ehli olanlar büyüklerdir. En doğru yol, onların yolu, en güzel ahlak onların ahlak ve adetleridir. Allah Celle Celaluhü Hazretleri En’am Suresi 88’inci ayetinde buyurur ki: “İşte o yol, Allah’ın hidayet yoludur ki, O, bunu kullarından dilediğine nasip eder.”

Kalbini Rabbine bağlayan kimse aziz olur. Çünkü kendini asıl gayesine döndürmüş olur. Talibe Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni unutturan, gaflete düşüren her şey düşmandır. Düşmanı terk edip, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne sığınan kimse, bütün varlığı ile Rabbine dönmüştür. İşte tasavvuf yolunda da bu gaye hedeflenerek yola çıkılır.

Talibin Kalbinde Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin sevgisinden başka bir şey olmadığı zaman, çok zengindir. Eğer bir kimse talibe kaba ve ağır muamele etse, talib onun içinde bulunduğu aşağı dereceye düşüp de aynı şekilde muamele etmemelidir. Şerefli kimselere yakışan sıfatlarla muamele etmeye gayret göstermelidir. Allah Celle Celaluhü Hazretleri kimin kalbini sevgisi ile doldurursa, artık o kimsenin kalbi başka bir şeyle meşgul olmaz. Çünkü o zahiri ile halkla, batini ile de Allah Celle Celaluhü Hazretleri ile beraberdir. Bir Ayet-i Kerime’sinde Allah Celle Celaluhü Araf Suresi 146’ncı ayetinde şöyle buyurur: “Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri, Ayetlerimi anlamaktan (Kur’an’ı kabulden) çevireceğim. Onlar (büyüklenenler) her mucizeyi görseler de, onu kendilerine yol edinmezler. Fakat sapıklık yolunu görürlerse, onu yol edinirler. İşte böyle hareket etmeleri, Ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gafil bulunmalarından dolayıdır.”

Allah Celle Celaluhü Hazretleri yukarıdaki Ayet-i Kerime’lerini bin dört yüz sene evvel bize Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz vasıtasıyla göndermiş ve bu günde kullarının ne bahaneler edeceğini o zamandan beyan eylemiştir. Bu günde ben de Müslüman’ım diyen herkes, “Gel âleme gönderiliş gayesini yerine getirmeye gayret et” denildiği zaman der ki, “Ben namaz kılıyorum, oruç tutuyorum zenginse zekât verip hacca da gidiyorum. Bu bana yeter. Zaten Tarikat ne oluyor ki. Bazıları bunu sonradan uydurdular, atalarımızdan böyle gördük başka bir şeye aklımız ermez.” derler. Sözlerine biz deriz ki: “Ey insan! Sen Müslüman olduğunu söylemiştin. Bu emir Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nden geliyor. Ayet-i Kerime’ler böyle buyuruyor” dediğimiz zaman hemen yolunu değiştiriyor. Zira ilmiyle amil olmayan, dini istismar eden, kendini insanlara ilim sahibi olarak gösterenler böyle bir şey yok diyerek bu insanların Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne vasıl olacak yollarını kesiyorlar ve bu insanlar şu fani âlemden gayeden uzak olarak ebedi âleme yolcu oluyor.

İslam’ın ve Tarikatın Gayesini Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellemden ve Ayet-i Kerimeler de sabit olan Mürşid-i Kâmilden öğrenmeli ki, ebediyete eli boş ve mahrum olarak gitmeyesin ve dini istismar edenlerin sözlerine aldanmayasın. Allah Celle Celaluhü Nur Suresi 54’üncü ayetinde ne buyuruyor: “(Ey Resulüm), de ki, Allah’a itaat edin. Resule itaat edin. Eğer bunlara itaat etmekten yüz çevirirseniz, Peygambere düşen ancak ona yükletilen tebliğdir. Sizin üzerinize de, size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz.”

Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin bir kimseyi sevdiğinin alameti, o kimsenin Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin sevgilisinin işine, ahlakına ve sünnetine uymasıdır. Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin sevgilisi ise âlemlerin efendisi Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem efendimizdir. Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e de vasıl olabilmek için varisleri olan Mürşid-i Kamile teslim olmak lazımdır.

Bakara Suresi 177’nci ayetinde: “İşte, bu vasıfları taşıyanlar, Hakka uyan sadıklardır ve bunlar takva sahipleridir.”

Araf suresi 201’inci ayetinde: “Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman, Allah’ı ve azabını düşünürler. Bir de hemen bakarsın ki, onlar doğru yolu bulup şeytanın vesvesesini atmışlardır bile” buyuruyor.

İbadetlerin kolaylıkla seve seve yapılması ve günah olan işlerden nefret ederek uzaklaşılması, ancak ahlak ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür. Tarikata sarılmak Tarikat ile ele geçen bilgilere ve hallere kavuşmak için önce imanı ve itikadı düzeltmek lazımdır. Ahlak ilminin bilgileri Mürşid-i Kamil, yol gösteren, rehberlik eden yetişmiş ve yetiştirebilen velidir. Eğer imanlı olan kul tarikatın, nefsi beşeri kirlerden ve ruhu tabii kirlerden temizlemeye bağlı olduğunu, Kur’an ve Hadis lisanıyla daima bunlara işaret ettiğini bilse, aynı zamanda tezkiye ve tasfiyeye dayanan Salih kalbi imanı sadık ile olsa, Kur’an ahlakını kolay, tabii ve külfetsiz bir şekilde anlasa, o zaman tarikatın ehemmiyetini ve konusunun ulviyeti gerçek manada anlamış olur. Çünkü tarikatın neticesi, çeşitli zikir, adap ve evrad ile çeşitli ibadetleri bir nizam altında ve bir kalıp çerçevesi içerisinde yürütmekten ibarettir.

Tarikatta Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni daima hatırlamak, zikretmek, O’nu her şeyde görmek ve tüm eşyanın O’nunla kaim olduğuna kesin olarak inanmaktır. Evet! Tasavvufun ehemmiyeti, konusunun öneminden anlaşılmaktadır ki, o da ihsandır. Amellerin tümü ihlâs itikat dairesine bağlıdır. İhlâstan itikattan yoksun olan amelin kurtuluşu yoktur. Muhlis olan iddia ettiği şeye inanır ve kendini bütünüyle o şeye verir.

Tarikata intisab eden müride zikrin hafi veya cehri olacağını mürşidi tayin eder. Müridin makamına ve haline göre ve bilhassa müptediye cehri yaptırır. Çünkü cehri zikir, kalbde birikmiş günah kirlerini koparır, temizler. Riya korkusu olmadığı takdirde cehri zikir daha iyidir.İşiten insanlara ganimet olur. Zikrin feyzi işiten insanlara erişir ve zikir sesinin eriştiği her yaş ve kuru, kıyamet günü zikreden lehine şahadet eder.2 Sofiler nefsanî arzulardan ve zevklerden el etek çekerler. Onlar Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin ve Resulü Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in sözünü işittikleri zaman, tir tir titremeye başlarlar ve bütün kalpleriyle o sözü dinlerler.

Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin muhabbeti gönülde yeşeren bir ağaç gibidir. Bu ağacın kökü inayettir. Suyu şeriata uymaktır. O ağaca şeriat suyu verilmezse kurur. O ağacın budaklan kifayet yaprakları velayettir. Gölgesi Allah Celle Celaluhü Hazretleri ile yakınlık kurmaktır. Meyvesiyse Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne ulaşmaktır.

TARİKATIN TEMELİ

Şeriat gibi Tarikatın temelinde de Peygamberimiz Sallallahu aleyhi vesellem ve Kur’an-ı Kerim vardır. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin yaşadığı Zühdü Manevi hayat, dünyaya meyletmeme, dünyadan el etek çekme hali, O’nun Ashabı tarafından da yerine getirilmiştir.

Tarikat, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz devrinde mevcut olup, Ashab-ı Kiram, Tabiin, Tebe-üt-Tabiin ile daha sonra gelenlerin bu esasları muhafazası tarikatın zamanımıza kadar devamını sağlamıştır.3

Tasavvufun öncüsü olan Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, bu ibadetin nasıl yapılacağını, Zikrullahın nasıl elde edileceğini yakınları olan İmam-ı Ali Kerremullahu veche Hazretleri’ne ve Ebubekir Radıyallahu anh Hazretleri ’ne tarif ettiğini görüyoruz. Onlar da kendilerinden sonra gelenlere devren Silsile ile bir miras gibi bırakmışlar, böylece tarikatın nuru aynı bir elektrik akımı gibi Günümüze kadar ulaşmıştır.

Silsile, bir tarikatı insanlara öğreten şeyh önce tarikat Pirine, oradan da Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimize ulaştıran mürşidler, şeyhler zinciri demektir. Böylece, bir tarikat şeyhine biatle tarikata giren kişi, Şeyhe biat etmekle, o şeyhin Silsile ile bağlı olduğu Tarikat Pirine ve o Pirin de yine Silsile ile bağlı olduğu Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’e biat etmiş olur.

Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ile başlayan Tarikat nuru, Şeyh vasıtasıyla, şeyhin elini tutan müride geçer. Bundan sonra müride düşen vazife şeriatın ve Tarikatın emirlerini hiç aksatmadan yapmaktır. Asırlar boyu İslam’ın ölmez ve yıkılmaz iki emaneti Kur’anı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ışığı altında devrimize ulaşan Tarikat, en yüce rütbelere, makamlara yükselen kimseler tarafından benimsenmiş ve onun sayesinde hem dünyevi, hem uhrevi necatlara ve rızaya, Cemalüllaha, Şefaat-i Resulûllah’a ermişlerdir.

Şeriat tarikatın kapısıdır. Tarikat hakikatin bahçesidir, yani tarikat gayet sağlam bir kale içinde bir bahçedir. Şeriat o bahçenin kapısıdır. Hakikat o bahçede bulunan türlü gül gülistan ve türlü meyve ağaçlarıdır. Ne o bahçenin sonu vardır ne o ağaçların sonu vardır. Onun kalesi o kadar sağlamdır ki bir kimse kuş olsa oraya girmesi imkânsızdır. Ancak kapısından girebilir kapısı da şeriattır. Yani bir insanın tarikata girmesi için namazını, orucunu, gerektiği zaman zekâtını, haccını ve Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin emirlerini yerine getirmesi ile mümkündür. Bu sebeple şükür ibadetini yerine getiren mümine Mürşid-i Kamil aramak lazımdır. Çünkü Mürşid-i Kamiller bu bahçenin bahçıvanlarıdırlar. Mürşid-i Kamil’e gerçek teslim olanlara şeytan musallat olamaz. Teslimiyeti kuvvetli olanın şeytan semtine uğramaz.

Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni ve O’nun Resul-ü Azamını en iyi bilen ve yolunda daim olan Mürşid-i Kamil’in kapısında bu dünyada iken körlükten kurtulup Allah Celle Celaluhü Hazretlerinden rızasına mazhar olmaya çalışmalı. Nitekim Allah Celle Celaluhü Hazretleri İsra suresi 72’nci ayetinde buyurur: “Kim de bu dünyada (hakkı görüp kabul etmeyecek şekilde) kör olursa, artık o ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır.”

Tarikat, şükür ibadetlerini yerine getirdikten sonra Tarikat yolunda Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne yakınlık tahsil etmektir. Tarikatın esası, insan ruhunun terbiye ve İrşad ile harici âlemden alakanın münasebetlerin kesilmesi ve batın âlemiyle irtibatın teminidir.4

TARİKATI İNKÂRIN HÜKMÜ

“Tasavvuf ehli’nin yolunu inkâr edenlerin halini uzun uzun düşündüm. Ve anladım ki, Sufilerin Tasavvuf yolunu inkâr edenler iki gurupta toplanmış. Birincisi; cahillerdir. Cahile verilecek cevap duadan başka bir şey değildir. Diğer gurup ise, ilim ehli olup da, dinin sünnetleri ve adapları hakkında bilgileri az olanlar ve bu bilgileri asıllarını araştırmaya usullerini öğrenmeye ihtiyaç duymayanlardır. Bu gibi yarım âlimler, din ilimlerinden Fıkıh ve Kelam’a, rey kıyas ve tefekküre ait bilgileri öğrenmeye ihtiyaç duymama cahilliğini gösterenlerdir. Selef-i Safilin bu ilimleri öğrendiler. Ve kendilerinden sonrakilere bildirdiler. Onlardan da bizlerden öncekiler aldılar. Bunların bütün maksadı Ehl-i Suffa’ya Resulûllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin sünneti, ahlakı, efali (işleri) ve adabı (edepleri) ile benzemek idi. Şayet Tasavvuf ehlini inkâr edenler bunları bilselerdi, onların maksadının Selef-i Safilin’in maksadı olduğunu anlarlar idi. Böylece o mübarek insanlara dil uzatmaktan sakınırlardı. Ehl-i Tasavvufa dil uzatanların uygunsuz hal ve sözlerini gördükten sonra sufilerin hal hareket ve edeplerine Hadis-i Şerif’lerden, Ayet-i Kerime’lerden delil göstererek bu kitaba yazdık. Bu güne kadar Ehl-i Tasavvuf üzerine, Abdurrahman Sülemi’nin “Hılyetül Evliya”sı gibi kitaplar yazılmıştır.5

AYETLERDE TARİKAT

Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellemin öteler ve yükseklikler âlemine ait miracı değil, bu o has ismiyle tek ve mutlak Mirac, bir de Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin her mümin kuluna her iman sahibine açık bıraktığı bir yol var ki, o da Allah Celle Celaluhü Hazretleri ’ne erme yolu “Tarikat”. Kısaca ifade edecek olursak erenlerin nurlu yolu. Hem öyle bir yol ki, nice mana erleri bu yoldan yürümüş ve nur denizinin hakikat sahiline ermişlerdir. Bu hususta Allah Celle Celaluhü Hazretleri Maide Suresi 48’inci ayetinde buyurur: “Ey insanlar! Sizden her bir Peygamber için, bir şeriat ve bir yol tayin ettik.” Ayet-i Kerimesi ile vacip olmuştur. Allah Celle Celaluhü Hazretleri kıyamet gününde kullarına sual buyuracak diyecek ki: “Ey kulum! Benim böyle bir emrim var idi. Sen aradın mı?” “Aradım ama bulamadım.” derse ve mürşid de o zaman bulunmamış ise, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin cevaptan mülzem olması lazım gelir. Hâlbuki Allah Celle Celaluhü Hazretleri mülzem olur mu? Her zamanda irşadı halk için bir kulunu âleme göndermiştir. Çünkü öyle olsa kulun kabiliyeti dışında bir teklif olacaktır. Eğer o kimse derse ki: “Ya Rabbi! Buldum ama kalbim sevmedi, teslim olamadım. Cenabı Hakk Celle Celaluhü Hazretleri buyurur ki: “O kuluma başka kullarım tabi olmamış mı idi?” Onun mürşid olduğu malum değil miydi? Mademki hakkında delil vardı, senin de şer’an kabulün lazım gelirdi diyecek ve o kul azaptan kurtulamayacaktır.

Tarikatı Aliyyenin esas itibariyle hepsi birdir, muhammediyyedir. Allah Celle Celaluhü hazretleri Maide suresi 27’nci ayetinde şöyle buyuruyor: “(…) Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder (…)”

Bu yolda Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin Resulûllah Sallallahu aleyhi vesellem efendimizden başlayıp en son veliye binlerce mürşidi kâmil ve nice nişansız Allah dostları devam ede gelmiştir. Şunu da tespit edelim. Önce iman olmadıkça hiçbir oluş yok. Evvela Şeriat, daha sonra Tarikat, devamında marifet, peşinden de hakikat gelir. Tek kelime ile Tasavvuf dediğimiz güneş yol, günümüzde gönlü kan yuvası haline gelmiş nice irfan öksüzleri var ki, Tarikatın dine sonradan girdiğini sanırlar. Gerçek şudur. Şeriat O’nun Âlemlerin Fahri Ebedisi Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellemin zahiri, Tasavvuf ta batınıdır. Bu hususta Allah Celle Celaluhü hazretleri Hadid Suresi 3’üncü ayetinde şöyle buyuruyor: “O, Evvel’dir ve ahirdir, zahirdir ve batındır. O her şeyi bilendir.” Ayet-i Kerimesi ile Şeriata layık ve uyumlu olarak Tarikat, Hakikat ve Marifet beyan olundu.

Şüphe yok ki, bu sürede zikrolunanlar da, temiz bir kalbi olan veya can kulağı ile dinleyen kimseler için bir ihtar ve ibret dersi vardır. Kaf Suresi 37’nci ayetinde ise ” Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.” işareti, basiret ve insaf ehline kâfi gelecektir. Tarik-i Müstakim’de susayan âşıkı sadıkları suvararak mizaçlarında ilahi feyzin temiz ve güzel kokusu, kıyamete kadar baki kalsa gerektir.

Mutaffifin suresi 25-28’inci Ayetlerde “Onlara mühürlü saf ve halis şaraptan içirilir ki, sonu misk gibi kokar, O halde, rağbet edenler bu nimetlere ermeye rağbet etsinler. Katkısı da tensimdendir (Cennette En güzel İçeceklerden birisi) ve tesnim öyle bir pınardır ki, ondan yalnız Allah’a yakın olanlar içerler.” işaretince, sülüklerin başlangıcından sonuna kadar ve sülukun sonundan mertebeleri tekmil edinceye kadar her tarikte, Mürşide ve Müride lazım olan usul ve kaidelerine göre tarikatı aliyye de daim olup Hakk’a vasıl olmak gerekmektedir. Allah Celle Celaluhü hazretleri Bakara Suresi 222’nci ayetinde buyuruyor ki: “Allah’tan korkun, Allah size ilim öğretiyor. Allah her şeyi kemali ile bilicidir.” Ayet-i Kerimesi takvası olanlara Cenabı Hakk Celle Celaluhü hazretlerinin ilmi ihsan edeceğini gösterir. Buradaki ilimden murad, ilmi Ledünnidir. Medresede tahsil edenlere bildirir demek değildir. İbadet ve taatten mahrum olduğu halde teessüf ve teessür etmeyen kimsenin kalbi ölmüştür. Tarikata dâhil olan bir kimse ilmini, amelini, ahlaki halini düzeltmeye muvaffak olamazsa tarikattan istifade edemez ve edememiştir. Tarikata intisap eden kimse mutlaka bir sıcaklık hissetmelidir. Çünkü hamama giren kimse sıcaklık hissetmezse hamamın evinden ne farkı olabilir?

Tarikat, bir Müslüman’ın İslam Ahlakı ile ahlaklanması için lazım olan bilgileri ve Allah Celle Celaluhü Hazretlerine gidilen yolları öğreten ilimdir. İnsanın manen yükselmesi, dünya ve ahiret saadetine kavuşması, bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tarikat yolunda ilerlemek de bunun enerji maddesi yani benzinidir. Maksada ulaşmak için uçak elde edilir. Yani iman ile ibadet kazanılır. Harekete geçmek için de kuvvet yani Tarikat ilminin yolunda ilerlemek gerekir. Tarikatın gayesi vardır. Birincisi imanın vicdanileşmesi yani kalbe yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Tasavvuf ile ele geçen bilgilere marifetlere ve hallere kavuşmak için önce imanı düzeltmek, İslamiyet’in emir ve yasaklarını öğrenip bunlara uygun iş ve ibadet yapmak lazımdır. Zaten bunları yapmadıkça kalbin tasfiyesi kötü huylardan temizlenmesi, nefsin tezkiyesi, terbiye edilmesi mümkün değildir.

Tarikat bilgileri mürşidi kâmiller tarafından öğretilir. Mürşidi kâmil yol gösteren, rehberlik eden yetişmiş ve yetiştirilebilen âlimdir. Böyle olan âlimlerin belli usullerle gösterdikleri bu yollara tarikat denilmiştir.

Gavs’ul a’zam Pir Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri de büyük bir Mürşid-i Kamil olup onun insanları saadete kavuşturmak için Tarikatta takip ettiği usullere ve gösterdiği yolu “Kadiriyye Tarikatı” denilmiştir. Tarikatların çeşitli isimler alması başka başka olmalarından değildir. Aynı mürşidin talebeleri (müridleri) birbirlerini tanımak ve nıürşidleri ile tanınmak, öğünmek için bulundukları yola mürşidlerinin ismini vermişlerdir. 6

HADİS-İ KUDSİLERDE TARİKAT

Ebu Derda Radıyallahu anh Hazretleri Resulü Ekrem Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizden naklen bizlere bir Hadis-i Kutsi’yi şöyle haber veriyor: “Allah Celle Celaluhü Hazretleri : ‘Kim beni talep ederse, beni bulur. Kim de benden başkasını isterse beni bu­lamaz.’ buyurdu.” 7

Allah Celle Celaluhü Hazretlerine âşık olmak, O’nun her istediğini harfiyyen yerine getirmekle mümkün olur. Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin isteklerini de, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Resulûllah da bulmak mümkündür. Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni sevebilmek ve O’nun rızasını kazanabilmek, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin Resulü, Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ahlakıyla ahlaklanmaktan, O’nu sevip saymaktan, O’nun bizlere tavsiye ettiklerini yerine getirmekten geçmektedir. Gerçekte Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni arayan, O’nu muhakkak bulur, daha doğrusu Allah Celle Celaluhü Hazretleri, o kuluna kendini bulmayı nasip eder. Yeter ki, kul talip olsun, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne vasıl olmaya gayret etsin. Tevfik ve hidayet Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ndendir…

HADİS-İ ŞERİFLERDE TASAVVUF

İmamı Ali Kerremullahi veche hazretlerinden rivayet edilen Hadisi şerifte; Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimize: “Sünnetlerin nelerdir?” diye soruldu. Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyurdu ki: “Şeriat muhakkak yapınız ve yapmayınız dediğim şeylerdir. Tarikat, kendi yaptığım gece gündüz zevk alıp çalıştığım ve çok acayip, garaiplere erdiğim şeylerdir. Hakikat, aşk, muhabbet, âşıklık, maşukluk halleridir. Bunda Allah Celle Celaluhü Hazretleri ile kul arasında nice haller olur ki, bu da benim halimdir. Marifet, sırrımdır. Zikrullah gece gündüz eşim, yoldaşımdır. Oruç, hüccetimdir. Namaz, iki gözümün ışığıdır.”8

Ebu Zer-i Gifari Radıyallahu anh Hazretlerinden rivayet edilen Hadisi Şerifte; Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyuruyor: “Her kim Müslümanlara tarikatlarından dolayı eza ederse, dil, el veya başka türlü eza cefa edenlere lanet olsun. Onlara lanet vacip olur. Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin, meleklerin, bütün insanların laneti onlara olsun.” diye buyurmuştur. Bunların yoluna mani olup eza ve cefa edenlere lanet ediyor. Ayet-i Kerime’lerde Allah Celle Celaluhü Hazretleri’nin “kör” dediği bunlardır. Enbiyaların yani Peygamberlerin, Evliyaullahın can feda ettiği Hakk’a yakınlık yolunu (Tarikatı) bilmeyenler kör değil de nedir? Bunca Ayet-i Kerime’leri ve Hadis-i Şerifleri ancak kör olanlar göremezler. Ben âlimim der, Hakk’a vuslatı arzu etmez. İbni Ömer Radıyallahu anh Hazretlerinden rivayet edilen Hadisi Şerifte Sultan-ı Enbiya Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bunların hakkında ne söylüyor: “Ümmetimin münafıklarının çoğu okumuş olanlardır dediği bunlardır. Zikrullaha kızarlar, tarikatı hiçe sayarlar.10 Ayet-i Kerime ile sabit olan Evliyayı inkâr ederler. Bunların şerrinden Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne sığınırız.

TARİKATLARIN ORTAYA ÇIKIŞI

Tarikatları iki kısımda toplamak mümkündür:

1. Cehri Tarikatlar: Bu yolda İmam-ı Ali Kerremullahi veche Hazretleri ve on iki imam vasıtası ile gelmiş ve kıyamete kadar devam edecektir.

2. Hafi Tarikatlar: Bu yol, Ebubekir Radıyallahu anh Hazretleri’nden gelmiş olup mürşidlerinin adına göre isim alıp çeşitli kollara ayrılıp zamanımıza kadar gelmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir.

Tarikat; Zikir ile Allah Celle Celaluhü Hazretleri ne kavuşma yoludur. Zikir, Allah Celle Celaluhü Hazretlerini hatırlamak demektir. Her sözünde ve her işinde O’nun emirlerine sımsıkı sarılmak, yasaklarından kaçmaktır. İnsanı Allah Celle Celaluhü Hazretlerine kavuşturan yollar ikidir;

1. “Nübüvvet yolu”: Peygamberlerin yakınlığı olup insanı aslın aslına ulaştırır.

2. “Velayet Yoludur”: Kutuplar, Evtad ve bütün Evliya hep bu yoldan kavuşmuşlardır. Bu yol sulûk yoludur. Evliyanın cezbeleri de bu yolun cezbeleridir. Bu yoldan kavuşanlar birbirlerine vasıta ve perde olurlar. Bu yoldan vasıl olanların önderi ve en üstünleri ve ötekilere vasıta olanı ilmin kapıcısı İmam-ı Ali Kerremullahi veche hazretleri’dir. Bu yolda gelen feyizlerin kaynağı olur. Resulûllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ’den gelen feyizler marifetler hep O’nun vasıtası ile gelir. Fatımat-üz-Zehra Radıyallahu anh Hazretleri ve İmam-ı Hasan Radıyallahu anh ile İmam-ı Hüseyin Radıyallahu anh Hazretleri bu makamda, İmam-i Ali Kerremullahi veche Hazretleri ile ortaktırlar. İmam-ı Ali Kerremullahi veche Hazretleri dünyaya gelmeden önce de bu makamda idi. Vefat ettikten sonra da bu yolda her veliye gelen feyizler, hidayetler yine O’nun vasıtası ile gelmektedir. Çünkü kendisi bu yolun en yüksek noktasında bulunuyor. Bu makamın sahibi Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ’den sonra O’dur. O’ndan yayılan feyizler, İmam-ı Hasan Radıyallahu anh ve İmam-ı Hüseyin Radıyallahu anh Hazretleri vasıtası ile geldi. Daha Oniki İmam’dan sağ olanları da vasıta oldular. Bunlardan sonra gelen evliyaya feyizler bu Oniki İmam vasıtası ile geldi.

Eş Şeyh Es Seyyid Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, dünyaya gelip veli oluncaya kadar hep böyle idi. Bu da bu vazifeye kavuştu. Ondan sonra gelen bütün evliyaya Oniki İmam’dan Radıyallahu anh feyizler ve bereketler, Pir Abdûlkâdir-i Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri’nin vasıtası ile geldi. Kıyamete kadar böyle devam edecektir. Başka hiç bir veli bu makama kavuşamadı. Bunun içindir ki: “Önceki velilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz ufuk üzerinde sonsuz kalacak, hiç batmayacaktır.” buyurmuştur.

Pir Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri’ne Oniki İmam Efendilerimizin vazifeleri verilmiştir. Rüşt ve hidayete vasıta olmuştur. Kıyamete kadar her veliye feyizler O’nun vasıtası ile gelecektir. Pir Abdûlkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretleri’nin bu vasfından dolayı O’na “Gavs’ul Azam” denilmiştir.9

TARİKATA GİRMEK ŞART MIDIR?

İnsan İslam’ın emir ve yasaklarını layıkıyla bilip yaparsa, bu kimse o yaptıklarıyla mutmain olmaz ve bunun dışında daha arayış içinde olur ve mutmain olmayı arzularsa, işte onun bu aradığı içinden ona seslenen arzu, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni zikretmesiyle hâsıl olur. Tarikatın usulünü intisap ettiği şeyhinden öğrendiği zikir ve esmalara devam eder. Bu vesile ile sever, yaratandan ötürü ve delalette kalan kullar için daima gözyaşı döker. Onların da af ve mağfiret olmaları için Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne yalvarıp dua eder. Diğer insanlar ilim tahsil etmek için hayatlarını harcarlar, talip olana öyle bir ilim verilir ki, adına “Ledünni” ilim denir. Allah Celle Celaluhü Hazretleri bunu dilediğine, sevdiğinin hatırına verir. Onun karşısında kimse konuşamaz ve herkes ondan istifade eder. Bu bahtiyar insan bu mertebeye tarikat yolunda ermiştir. Öyle olur ki, mahlûkatla da sohbet eder. Onun için Allah Celle Celaluhü Hazretleri Nahl Suresi 43’üncü ayetinde şöyle buyurmuştur: “Siz bilmediklerinizi zikir ehlinden sorun.”

Tarikatta yol alan talib, seyri sülukunu (yolculuğunu) bitirince evliyalık hırkasını efendisinin eliyle giyer, bundan sonra ona “ermiş”, “evliya”, “erenler”, “sofi” derler. Tarikat yolunda böylece çalışır maksuduna erdirilir ve talib olanları bu vesile ile kıyamete kadar Hakk’a vuslat ettirirler.

Tarikata girmek isteyen kişi, her şeyden evvel kendisini şeriata uydurmalı, sonra bir Mürşidin elini tutarak: “Bu zat beni, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne ulaştırır!” itikat ve hüsnü zannı ile o zatın sözlerini yerine getirmeleri şarttır. Yirmi dört saatte bir defa, hangi vakit kolayına gelirse o zaman tenha bir yerde gizlice ve abdestli olarak kıbleye yönelerek oturup, ölümü düşünerek (Tefekkür-ü mevt) ve mürşidine tam bir rabıta yaparak gözleri kapalı vaziyette günlük tesbihatını okumalı. “Ben Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni görmüyorum ama Allah Celle Celaluhü Hazretleri beni görüyor, diyerek tam bir huzur içerisinde olmalıdır ve Mürşidinden veya mürşidinin vazifelendirdiği kimselerden aldığı tesbihatı telkin aldığı şekilde tesbihatına başlayıp huzur içerisinde günlük dersini okur. Bu hususta Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyurur ki: “En büyük ihsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen onu görmesen bile, o seni daima görür.”10

Şeyh arayanlar, şeriatı düzgün olanı aramalıdır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet ve çok Zikrullah etmek, çok namaz kılmak, Resulûllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin yoludur. Çünkü Resulûllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin gerçek yolu olan şeriatı, tarikatı, hakikati birbirinden ayırırlar, itiraz ederler. Cenabı Hakk Celle Celaluhü Hazretlerinin has kulları Resulûllah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ümmetleridirler. Bu büyük insanlar, Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin evliyalarıdırlar. Allah Celle Celaluhü Hazretlerine yakınlık isteyenler dikkat etsinler, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne yakınlaştıran, insanları Hakka götüren bir yol seçsinler ve ulaşmada bir kılavuz edinsinler.

Şeytan kişiyi zulmete çeker. O, kendisine dost olanlara vesvese verir, dine, şeriata, tarikata, hakikate ve marifete itirazlar koydurur. Allah Celle Celaluhü Hazretleri iman edenlere ilham eder. Tasdikler, muhabbetler koyar. İşte sen düşün, şeytanın dediklerini kabul edip Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin dediklerini kabul etmiyor. Bir de Allah Celle Celaluhü Hazretlerine bahane buluyor. Sana Cenabı Hak Celle Celaluhü Hazretleri Peygamberi ile söyletti, Kur’an’da aşikâre söylüyor. Kitaplar söylüyor, bunları hiçe sayarak şeytanın vesvesesine ve nefsin heva hevesine uyup nefsine kul köle olmalı dikkat etmeli.

Kur’an-ı Kerim bir bütündür, bir ayetini inkâr küfürdür. İbadet noksanlığı günahkârlıktır. Bu kötülüklerden kul ancak şeriat ve tarikatta huzur ile çalışıp gayret ederse, o zaman ebedi saadet evini güzelleştirir. Allah Celle Celaluhü Hazretleri Mü’minun suresi 74’üncü ayetinde şöyle buyuruyor: “Fakat ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapmaktadırlar.”

Allah Celle Celaluhü Hazretleri Kur’an-ı Kerimin de zatını iyi bilen kulları ile beraber olunmasını niçin emretmiştir? Zira kulunu af ve mağfiret etmek için dünyada ölülükten kurtulup manevi bir hayata erip dünyada iken Rızaya, Cemalullah’a ermiş ve Allah Celle Celaluhü Hazretlerini en iyi bilen Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin varislerine gidip âleme gönderiliş gayesini yerine en iyi şekilde getirebilmek için Mürşid-i Kamil’e teslim olup Tarikat okuluna girerek ve rıza bari için çalışarak dünyada iken af ve mağfirete ermek mümkün olacaktır. Yoksa ilmiyle âlim olmayan ve talep ettiği ilmi kendisini bile kurtaramayan kişi başkasını kurtaramaz. Denizde yüzmeyi bilmeyen kişi denizde boğulmakta olan kişiyi kurtaramaz. Kurtarabilmesi için yüzme bilmesi lazımdır Mana yolunun erleri bu yolda yüzmek bilen yüzücü gibidirler. Talib olanı Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne vuslat ettirirler. Bu hususta Allah Celle Celaluhü Hazretleri Cuma suresi 5’inci ayetinde şöyle buyuruyor: “Onunla (kitapla) amel etmeyenlerin hali, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer.”

Kitap yüklü Eşek ilimden bir şey anlar mı ve o ilmi ile amil olmayıp ilmini menfaat karşılığında kullanan kişiler Hakk’ı bulabilirler mi? Hakk’ı bilmeyen insan başkalarını Hakk’a vuslat ettirebilirler mi? Elbette ettiremez! Ancak Allah Celle Celaluhü Hazretlerini en iyi bilen, ilmiyle amil olan, Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin gerçek varisi ve anlattığını bizzat yaşayan veliler, mürşidi kâmiller talib olanı Cenabı Hakk Celle Celaluhü hazretlerine ulaştırırlar.

Artık durma zamanı değil. Bir an evvel o dostu arabul ve hizmetine talib ol. Ancak bu vesile ile Hakk’a vasıl olabilirsin. Bunu bil ve batınını yani iç dünyanı temizlemek için Tarikat yoluna can at. Bu vesile ile dünya muhabbetinden ve şehvetlerinden temizlenebilirsin. O zaman Allah Celle Celaluhü Hazretleri seni hikmetle konuşturur ve sana sevdiği veli kulunun hürmetine zatını bildirir. Gerçek talib olursan, aşkını muhabbetini sevgisini gönlüne ilga eder

SEYR-İ SÜLÛK

Tarikatlardaki eğitim ve terbiye işine verilen genel ad Seyr-i sülûktur. Lügatte gezmek, yürümek anlamındadır. Sülûk ise gitmek ve yola girmek demektir. Tarikat ıstılahında Seyr, cehaletten ilme, kötü huylardan güzel ahlaka, kulun fani varlığınızdan Hakk’ın varlığına yönelmektir. Sülûk, tasavvuf yoluna girmiş kişiyi Hakk’a ulaştıracak ahlakî eğitimdir. Bir başka ifadeyle Seyr-i Sülûk, tarikata giren kimsenin manevi makamlarını tamamlayıncaya kadar geçeceği sahaların adıdır. Seyrin başı Sülûk; yani yola girmek, sonu da vusul; yani Hakk’a ulaşmaktır. Hakk’a vuslat Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ni görüyormuş gibi kulluk (ihsan makamı) şuuruna ermek, daima Cenabı Hakk Celle Celaluhü ile beraber bulunduğu (maiyyet-i ilahiyye) bilincini yakalamak, O’na teslim olup O’ndan razı olmaktır. Her iş ve fiilin gerçek failinin Allah Celle Celaluhü hazretleri olduğunu kavramak ve varlık iddiasından kurtulup gerçek tevhide ermektir. Can mülkünde ve cihan mülkünde Hakk’ı hâkim kılmaktır.

Seyr-i Sülûk etmek, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Sünneti ve yüksek ahlaklarından ve büyük evliyanın son hallerindendir. Nitekim Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimize kırk yaşında iken nübüvvet ve kırk üç yaşında iken Risalet verilmiştir.

Nübüvveti sadık rüya ile başlayıp altı ay kadar rüyasında her ne görse aynı çıkardı. O esnada uzlet ve halveti gayet sever ve Hira dağına giderek orada gece gündüz ibadet ederdi. İşte Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin risaletinin başlangıcı Hira mağarasında başlamış, başlangıç noktası bu olmuştur ve insanlarla cinlere mebus olup Cebrail Aleyhisselam aralıklarla Kur’an ayetlerini getirmeye başlamıştır. Yani Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimiz dahi bir çeşit halvette çileye girip, Seyr-i Sülûk eylemişlerdir ve bu çile hakkında bir Hadis-i Şerif varid olmuştur: “Bir kimse halvetle gecesiyle beraber halisen muhlisen Allah Celle Celaluhü Hazretlerini zikrederek sabahlasa onun, kalbinden hikmet gözeleri kaynayıp lisana gelir.”11 Yani ilahi tecelliye mazhar olur. İşte kırk gün halvette Seyr-i Sulûk etmeye bu Hadis-i Şerif delalet etmektedir.

Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz de yukarıda zikredildiği gibi, Hira dağındaki mağarada halvet ederek kırk gün çile çekmiştir ve yedi günde, ondört günde bir evine gelip arpa ekmeği aldıktan sonra yine mezkûr mağaraya gider, Rabbiyle meşgul olurdu. Şu halde Seyr-i Sulûk, mümine mutlaka lazımdır. Halvet bir yerde zikir ve fikirle bir çile çıkar. Zira bu nefis ancak böyle ıslah edilerek kemale erebilir. Allah Celle Celaluhü Hazretleri Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem efendimize bir esma olarak “Kelime-i Tevhidi” telkin etti. Bu hususta Allah Celle Celaluhü Hazretleri Muhammed suresi 19’uncu ayetinde şöyle buyuruyor: “Şimdi (ey Resulüm) şunu bil ki, Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.”

Allah Celle Celaluhü Hazretleri gönderdiği Peygamberlerine ayrı ayrı esma verdi. Âlemlerin efendisi Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi veselleme on sekiz bin âlem ve içindekilerden de ağır gelen “Kelime-i Tevhidi” Esma olarak ihsan eyledi. Sahabe-i Kiram Radıyallahu anh : “Ya Resulûllah! Bizi Cenabı Hakk’a ulaştıran yolların en yakinine delalet buyur!” demeleri üzerine işte Cenabı Hakk Celle ve Ala Hazretleri tarafından Cebrail’e telkin buyrulan Tevhid nurunu, Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi veselleme telkin etmek üzere bu Tevhidi, Hazreti Ebubekir Sıddık Radıyallahu anh, Hazreti Ömer’ül Faruk Radıyallahu anh, Hazreti Osman-ı zinnureyn Radıyallahu anh, İmam-ı Ali Kerremullahi veche Hazretleri’ne hususi telkinle diğer Ashab-ı Kirama da umumi telkin buyurup Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne vasıl olma yolunun en yakinini Cenabı Hakk Celle Celaluhü hazretlerinin tarifi ile bildirdiler. Ondan sonra silsile ile kâmilden telkin olunarak ayrı ayrı isimlerle şöhret bulmuş ise de, esas ve hakikat itibariyle bir Feyz-i Muhammedi ile ayakta duran ağacın her bir dalı ayarındadır. Telkin buyrulan Tarikat Tevhidi de, Şirk-i Hafiden kurtarmak içindir.

Allah Celle Celaluhü Hazretleri Haşr suresi 7’nci ayetinde şöyle buyurur: “Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem size ne getirirse onu alınız.” Ayet-i Kerimesi ile Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin tebliğ buyurduğu her şeyi almak ve kabul ederek O’na uymak vacip olduğu gibi Tarikata girmekte vacibdir. Nitekim Allah Celle Celaluhü Hazretleri Nur suresi 63’üncü ayetinde şöyle buyurur: “Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir bela inmekten yahut kendilerine acıklı bir azap isabet etmekten sakınsınlar.” Kelamıyla onu kabul etmeyip muhalefet edenlerin fitne ve elim azaba uğrayacakları anlatılmıştır.

“Bu zamanda Mürşid-i Kamil nerededir? Onu nasıl bulayım?” dersek, Mürşid-i Kamil her asırda bulunur. Niyetimiz halis olmalı, çünkü onlar halistir. Halis niyet ile aramak gerektir. Eğer bütün fiillerine tevbe ve istiğfar eder, gece gündüz Hakk’a niyaz ile “Ya Rabbi! Bu kulunu Mürşid-i Kamil’e kavuştur!” diye yalvarırsa insan, elbette itikadın dâhilinde, inancın dâhilinde duan kabul buyrulur. Bir şekilde sana yerini göstererek haber verirler veya bir vesile ile seni Mürşid-i Kamil’in huzuruna gönderirler. Fahr-i Kâinat Sallallahu aleyhi vesellem Efendimize Cenabı Hak Celle Celaluhü Hazretleri şöyle söz vermiştir : “Habibim! Senin ümmetinden senden sonra her asırda senin hürmetine mürselin kıdeminde bir kimse zuhur edip vekâletini etse gerektir.” diye buyurduklarında Hazreti Fahr-i Kâinat Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz temenni kılıp: “YA RABB! Bize dört yar ihsan buyurdun, vekilimize de ihsan eyle!” niyazında bulununca, Cenabı Hakk Celle Celaluhü Hazretleri kabul buyurmuştur. Bunun için her asırda o kadar büyük mürşidler bulunur. Onlara “KÜMMELİYNİ EHLULLAH” diye tabir olunur.”12

İnsan şu âlemde bir yolcu durumundadır. Allah Celle Celaluhü Hazretlerinden gelmiştir. Yine Allah Celle Celaluhü Hazretlerine gitmektedir. Allah Celle Celaluhü Hazretlerine giden insanlara bu yolculuklarında rehberlik yapmak yol göstermek için Allah Celle Celaluhü Hazretleri Peygamber efendilerimizi göndermiştir. Hiçbir insan Peygamber Aleyhisselamı kendisine önder rehber edinmedikçe, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne asla kavuşamayacaktır. Peygamber zincirinin son halkası, ahir zaman Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, insanları Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne götürme vazifesini hayatında kendisi yapmış, vefatıyla da bu vazife dinin özüne vakıf gerçek âlimler tarafından yürütülmüştür. Bu yola “şeriat” denir. Bu yolun “farz, vacip, sünnet, müstehab, mubah, haram, mekruh, müfsid” denilen emir ve yasakları vardır. Kelime-i Şahadetle bu emir ve yasaklar dairesinden içeri giren ve bu emirleri tatbik eden Müslüman, şeriat emrini yerine getirmiştir. Ondan sonra Tarikat yolu gelir. Tarikat yolunda yürüyen mü’min, Allah Celle Celaluhü Hazretleri’ne daha fazla yaklaşmak, rızasını, Cemalini görmek şerefini arzu etmek, cennete kavuşmak, dünyada iken ölülükten kurtulup manevi körlükten ve manevi sağırlıktan kurtulup gözlerinden perdenin kalkması için Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin manevi hekimleri ve Peygamber Sallallahu aleyhi vesellemin devamı ve varisi olan MÜRŞİD-İ KAMİLE teslim olup manevi okulda İrfan Mektebi’nde tahsil yapmak gerekir. İşte bu mutlu okul TARİKAT okuludur. Şeriat yolunda cehennemden kurtulup cenneti arzulayan kul, Tarikat yolunda cehennem korkusu, cennet arzusundan kurtulup, ziyade Allah Celle Celaluhü Hazretlerinin rızası, aşkı muhabbeti vardır

KAYNAKLAR

1-Miftahul Kulub. S.225

2- Meşarık Şerhi

3-Tasavvuf ve Tarikatlar. S.28

4-Tasavvuf. Ömer Rıza Doğrul. S.67–68

5- Safvetül Tasavvuf – Ebul Fadl İbni Kayserani,

6-İslam Ans. C.7 S.203

7-İslam Ansiklopedisi. C.9 S.340

8- Tirmizi

9- İmam-ı Rabbani (R.A) “Mektubat” Cild3. S.123

10- Miftahul Kulup. S.285

11- Ebu Nuaym Feyzül Kadir. VI. 43

12- Miftahul Kulup. S.218–219